Na'tlarda, daha çok Hz. Muhammed'e karşı duyulan sevgi ve saygı dile getirilir. O, beşeriyetin en hayırlısıdır. Âlem O'nun nuru ile aydınlanmıştır. Hiç kimse Allah'a yaklaşmakta O'nun ulaştığı makama erememiştir. Na't, insanın kendisini Peygamber'de aramasıdır. Na't Peygamber'in şiirle yapılmak istenilen bir portresidir. Peygamberin ne kadar ibadet ettiğini onun eşlerinden sorup öğrenen üç sahâbî günahları bağışlandığı için onun ibadette aşırıya gitmediğini, kendilerinin ise daha çok ibadet etmeleri gerektiğini düşünmüş, biri hayatı boyunca bütün gece namaz kılacağını, diğeri her gün oruç tutacağını, bir diğeri de Yurtdışında yazılmış Tez Taramaları içinse dünyaca kabul edilmiş ProQuest‘i kullanabilirsiniz. Proquest üzerinden yerli ve yabancı tez taraması yapabilmek için öncelikle Milli Kütüphane üyesi olup kullanıcı adı ve şifre almanız gerekmektedir. Naatlar Cennet ehlinin hatibi kainatın efendisi alemlere rahmet ümmetine şefaatçi olan Hz. Muhammed Mustafa asv en güzel dille şiir yazmak (Naat) ümmeti Muhammet için her zaman mutluluk kaynağı olmuştur. Zaman zaman bu şiirler bestelenmiş ve (İlahi formatında) Tasavvuf musikisinin ana kaynağını başlangıcını oluşturmuştur. İstanbulŞiirleri. İstanbul Rehberi İstanbul Şiirleri. Ağa Camii. Nazım Hikmet. Alınyazısı Saati (İstanbul) Sezai Karakoç. At Kokusu. Sunay Akın. Bahar Sarhoşluğu. 374a. Zeynep Demir Necip milletimizin Hz. Muhammed’e duyduğu sevgi ve hürmet, sanatın diğer bütün dallarında olduğu gibi edebiyatımızda da makes bulmuş, Türk edebiyatında kalem oynatan yüzlerce şair, Hz. Peygamber’in şefaatine de mazhar olmak arzusuyla naatlar yazmışlardır. Hz. Peygamber için kaleme alınan şiirlere naat adının verilmesi, onun gönüllerdeki yerinin her dem taze olduğunun göstergesidir. Naat, anlam itibariyle bir kimsede bulunan özellikleri nesir formunda dile getirmektir. Peygamberler, devlet büyükleri, dört halife için yazılan şiirler naat geleneği içinde telakki edilmiştir. Fakat kültürümüzde bu kelimenin sahip olduğu anlam Hz. Peygamber’e has kılınmış, onun üstün vasıflarını anlatan şiirler naat olarak isimlendirilmiştir. Arap edebiyatında ise Hz. Muhammed için kaleme alınan şiirlere “medhiye” denilir. Burada isimlendirme yapılırken hassas bir düşüncenin, incelikli bir nezaketin hâkim olduğunu görürüz. Zira bir insanın vefatından sonra onun meziyetlerini anlatmak için yazılan şiirlere ağıt, mersiye gibi isimler verilirken Peygamber Efendimiz için yazılanlara naat yahut medhiye denilmesi onun sünnetinin daima örnek alınması gerektiği, hayatla bağlantılı olduğu telakkisini uyandırır. Kalem erbabını naat yazmaya sevk eden amillerin başında hiç şüphesiz Peygamber sevgisi ve onun şefaatine nail olabilme arzusu gelmektedir. Naatlar, Peygamber övgüsü ile vücut bulurlar. Zira her mümin, gönlü Hz. Muhammed muhabbetiyle dolu bir âşık, Peygamber Efendimiz de hakiki maşuktur. Şair, kalemini onun mübarek vasıflarını anlatmak için eline alır ve böylelikle ona bağlılığına kalemini de şahit tutar. Edipleri naat yazma konusunda teşvik eden bir diğer amil, İslam dinini yayma ve sevdirme arzularıdır. Bu çaba Müslüman şairlerin yazınlarını beslemiş, özellikle Yaradan’a ve O’nun Habibine dikkatlerini yoğunlaştırmıştır. Bu bağlamda da peygamberle ilgili edebî eserler literatürde kendine oldukça geniş bir yer açmış, doğudan Hz. Peygamber için yazılan naatlar ise müstakil bir form olarak edebiyat havzasının içinde bir alan oluşturmuştur. İlk naat örneğinin Asrısaadet'te kaleme alındığı ve A’şa’ya Meymün b. Kays ait olduğu söylenir. “Şuara’ü’n-Nebl” olarak tanınan Abdullah b. Revaha ö. 629, Ka’b b. Malik ö. 670, Hassan b. Sabit ö. 680? ile Amir b. Sinan İbnü’l-Ekva, ö. 628 ve Abdullah bin Abbas ö. 687-8 Arap edebiyatının ilk naat şairleridir.”1 İslam coğrafyasında en bilinen naat ise Mısırlı sufi ve şair Muhammed b. Saîd el-Bûsîrî’nin Hz. Peygamber için yazdığı Kasîdetü’l-bürde’dir. On bölümden oluşan kaside, nesîb bölümüyle başlar. Hz. Peygamber’in mübarek yaşamı doğumundan itibaren övgü ile anlatılır. Peygamber’in üstün vasıfları sıralanır. Yine onun dilinden öğrenilen ilahi kelamın faziletlerine değinilir. Kaside, dua ve niyaz bölümleriyle nihayete erer. İslâm dünyasında Kasîdetü’l-bürde kadar meşhur olmuş, üzerine şerhler yazılmış, özel gün ve gecelerde okunmuş bir başka kaside Türk edebiyatında ise ilk naat örneği, Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’inde yer alır. Mevlana’nın dilinden farsça, Yunus’un dilinden Türkçe dökülen mısralar, okuyanların gönlüne işler. Ardından nice şair bu geleneği günümüze dek taşır. Edip Ahmet Yükneki’nin Atabetü'l-Hakayik ve Ahmet Yesevi’nin Divan-ı Hikmet adlı eserlerini de bu türün uzağında düşünemeyiz. Ahmet Yesevi Divan-ı Hikmet’inde bütün yazınını Allah, Peygamber ve insan sevgisi üzerine inşa eder. Onun için Hz. Peygamber’i sevmek, hakiki manada onu tanımak ve sünnetine uymakla mümkündür. Bu nedenle her fırsatta kalemini kullanarak insanları ona uymaya, sünnetini yaşamaya çağırır. Divan edebiyatında naat, divan sahipleri ediplerin eserlerinde tevhid ve münacaattan sonra gelir. İçeriğinde genel olarak ayet ve hadisler ışığında Peygamber’in isim ve sıfatları, onun fiziksel özelliklerinin yanı sıra üstün ahlakı anlatılır. Bu anlatılarda siyer bilgilerine de geniş olarak yer verildiği görülür. Peygamber’in hicreti, verdiği mücadele de etkili bir şekilde işlenir. Bütün bu değinilerin merkezinde yer alan ise Peygamber’e duyulan sevgi ve özlemdir. Divan edebiyatı havzasında naat türünün meşhur örneklerine baktığımızda Fuzuli’nin Su Kasidesi’ni ve Galib’in “Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammedsin efendim, Haktan bize sultan-ı mü’eyyedsin efendim” beyitiyle zihinlerimizde yer edinmiş naatını anmadan geçemeyiz. Fuzuli, Peygamber’e duyduğu aşktaki inceliği ve deruni anlamları kasidesinde çok güzel bir şekilde yansıtmıştır. Peygamber sevgisini lirik bir tarzda dile getirmiş, ona bağlılığını aşikâr etmiştir. Konu Peygamber olunca divan şiirini besleyen aşk hakiki hüviyetine kavuşmuştur. Öyle ki Fuzuli gönlünde Peygamber’e duyduğu derin sevgiden dolayı yanan ateşe gözyaşlarının fayda vermeyeceğiyle başlar söze “Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su” Tanzimat sonrası Türk şiirinde naat geleneği güçlü bir şekilde varlığını sürdürmeye devam eder. Ziya Paşa, Muallim Naci, Recaizâde Mahmut Ekrem, Hüseyin Siret, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, Arif Nihat Asya naat yazan güçlü kalemlerdir. Bu dönemde naat, muhteva açısından geleneksel anlayışa bağlı kalsa da biçim yönünden değişime uğramıştır. Dil ve üslup olarak yeni bir kimlikle okurun karşısına çıkmıştır. Özellikle Arif Nihat Asya’nın “Seccaden kumlardı…” diye başlayan naatı büyük ilgi görmüş, duru Türkçesiyle dimağlara nakşolmuştur. Asya’nın dizelerinde o, “düşkünlerin kanadı”, “yoksulların sahibi”, “Abdullah'ın yetimi”, “Âmine’nin emaneti”, “Hadîce’nin koncası”, “Âişe’nin gülü”, “ümmetin gözbebeği”dir. O, müminin kalbine öylesine sirayet etmiştir ki, onun adı ancak güzelliklerle anılır. Nice sanatkâr ondan aldığı ilhamla sanatlarını icra eder. Yeni Türk edebiyatında, geleneksel form ve temalardan uzaklaşılsa da naat her zaman şairlerin kaleminde ayrı bir yer tutmuş, biçimsel manada büyük bir değişim gösterse dahi Peygamber’i şiirle sevmek Türk ediplerinin vazgeçilmezi olmuştur. Turgut Uyar, Erdem Beyazıt, İsmet Özel, Bahattin Karakoç, Nurullah Genç, Ali Ulvi Kurucu, Yaman Dede, Hüsrev Hatemi, M. Akif İnan, Bestami Yazgan ve niceleri… Naat geleneğini yeni form ve biçimlerde sürdüren çağdaş şairlerden sadece birkaçı. Şairlerin gönlünden kopup gelen naatlar yalnızca edebî bir gelenek içinde kalmamış, hattatların elinde görsel bir şölene, müzehhiplerin fırçalarıyla bezenerek ise birer serlevhaya dönüşmüştür. Musikişinasların sazlarında notaya bürünmüş, hanendelerin dilinde terennüm edilmiştir. Öyle ki cami ve tekkelerde bu türün kıymetli örnekleri her dem okunarak Müslümanların kalbine dokunmuştur. Vicdanlar, sakat çıkmadan, Ya MUHAMMED, yarına; İyiliklerle gel, güzelliklerle gel Adem oğullarına! Yüreklerden taşsın Yine, imanlar! Itri, bestelesin Tekbir’ini; Evliya okusun Kur’an’lar! Ve Kur’an’ı göz nuruyla çoğaltsın Kayışzade Osman’lar! Naatını Galip yazsın, Mevlid’ini Süleyman’lar! Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle Geri gelsin Sinan’lar! Çarpılsın, hakikat niyetine Cenaze namazı kıldıranlar! Gel, Ey MUHAMMED, bahardır. Dudaklar ardında saklı Aminlerimiz vardır! .. Hacdan döner gibi gel; Mirac’dan iner gibi gel; Bekliyoruz yıllardır! Arif Nihat Asya İçindekiler1 6. Sınıf Peygamberimizin Hayatı Kitabı 2. Ünite Ölçme Değerlendirme Cevapları Sayfa 56, 57, 58, 59, Ölçme Değerlendirme Metni 6. Sınıf Peygamberimizin Hayatı Ders Kitabı Meb Yayınları Sayfa 56 A. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere doğru sözcüğü B. Aşağıdaki açık uçlu soruların cevabını ilgili alana Soru 5. Peygamberimizin âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olması ne anlama gelir? Soru 6. Peygamberimizin hadislerine göre Müslümanlar arasındaki şefkat ve merhamet anlayışı nasıl olmalıdır? 6. Sınıf Peygamberimizin Hayatı Ders Kitabı Meb Yayınları Sayfa 57 Soru 7. Selamlaşmanın insanlar arası ilişkilere olumlu etkileri nelerdir? Soru 8. Hz. Muhammed’in tevazu sahibi bir insan olduğunu gösteren davranışlarına bir örnek Soru 9. Peygamberimizin sünnetini öğrenmek Müslümanlar için neden önemlidir? Soru 10. Birbirini Allah için sevmek ne demektir? Soru 11. Peygamberimize salavat getirmek Müslümanlara neler kazandırır? 6. Sınıf Peygamberimizin Hayatı Ders Kitabı Meb Yayınları Sayfa 58 C. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları okuyunuz ve doğru seçeneği Yukarıdaki metin, Peygamberimizin güzel huylarından hangisi ile ilgilidir? Soru 13. Aşağıdakilerden hangisi Peygamberimizin adaletli olduğunu gösteren davranışlarından biridir? Soru 14. Peygamber Efendimiz “Müslüman kardeşini küçük görmesi kişiye kötülük olarak yeter.” buyurmuştur. Müslim, Birr, 32. Yukarıdaki hadis-i şerif Müslümanları aşağıdaki iyi huylardan hangisine yönlendirmektedir? 6. Sınıf Peygamberimizin Hayatı Ders Kitabı Meb Yayınları Sayfa 59 Soru 15. Peygamberimizin namaz kıldırırken çocuk ağlaması duyduğunda namazı kısa tutması onun aşağıdaki özelliklerinden hangisi ile ilgilidir? Soru 16. “… Peygamber size ne verdiyse alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının…” Haşr suresi, 7. ayet. ayeti aşağıdakilerden hangisini emretmektedir? Soru 17. Peygamberimize itaatin Allah’a itaat ile bir tutulmasının sebebi aşağıdakilerden hangisidir? 6. Sınıf Peygamberimizin Hayatı Ders Kitabı Meb Yayınları Sayfa 60 18, 19 ve 20. soruları yukarıdaki metne göre Soru 18. Hz. Peygamber, insanın fıtratı gereği yanılıp hata ettiği zamanlarda, bunu telafi etmek için ne yapmasını tavsiye etmiştir? Soru 19. Allah’ın her an bizi gördüğünün bilincinde olmak sizce davranışlarımızı nasıl etkiler? Soru 20. İslam ahlakında vicdanın nasıl bir işlevi vardır?6. Sınıf Peygamberimizin Hayatı Kitabı 2. Ünite Ölçme Değerlendirme Cevapları Sayfa 56, 57, 58, 59, Ölçme Değerlendirme Metni Cevapları6. Sınıf Peygamberimizin Hayatı Ders Kitabı Meb Yayınları Sayfa 56 CevaplarıA. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere doğru sözcüğü yazınızCevap “Resulüm! Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” En’am suresi, 107. ayet.“Ben güzel ahlaki tamamlamak üzere gönderildim.” Mâlik b. Enes, Muvattaa, Hüsnü’l-hulk, 1.Kur’an-ı Kerim’de ayrıntılı şekilde yer almayan bazı emirler peygamberimiz tarafından Muhammed’in niteliklerini övmek için yazılmış naat adı verilen şiirler Peygamberimize bağlılığımızın bir Aşağıdaki açık uçlu soruların cevabını ilgili alana 5. Peygamberimizin âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olması ne anlama gelir?Cevap Rahmet; Tanrı’nın acıması, bağışlaması, yardımı anlamına gelmektedir. peygamber efendimiz biz insanlara Allah’ın varlığını bilmemiz, ona ibadet etmemiz için gönderilen Allah’ın bir 6. Peygamberimizin hadislerine göre Müslümanlar arasındaki şefkat ve merhamet anlayışı nasıl olmalıdır?Cevap Müslümanların merhametli ve şefkatli olması gerektiğini bildirmiş olmadıkları müddetçe de cennete giremeyeceklerini Sınıf Peygamberimizin Hayatı Ders Kitabı Meb Yayınları Sayfa 57 CevaplarıSoru 7. Selamlaşmanın insanlar arası ilişkilere olumlu etkileri nelerdir?Cevap İnsanlar selamlaşarak birbirleri arasındaki bağı koparmamış ayrıca Allah’ı da anmış oluyorlar. Selamlaşarak insanların arasındaki kardeşlik bağı güçlenmiş 8. Hz. Muhammed’in tevazu sahibi bir insan olduğunu gösteren davranışlarına bir örnek Tevazu alçak gönüllülük anlamına gelmektedir. Peygamber efendimiz hiçbir zaman kendini insanlardan yüksek görmemiştir. Aldığı para, yaşadığı yer diğer insanlar gibi 9. Peygamberimizin sünnetini öğrenmek Müslümanlar için neden önemlidir?Cevap Peygamber efendimizin sünnetleri aslında Kur’an’ı nasıl uygulamamız gerektiğidir. Bundan dolayı sünnetler Müslümanlar için 10. Birbirini Allah için sevmek ne demektir?Cevap Mahşer günü arşın gölgesinde korunacak yedi grup insanlardan biri birbirinden menfaat gözetmeksizin Allah için birbirini sevenlerdir. Allah için sevmek, huyunu sevmesen de Allah’ın kulu olduğu için 11. Peygamberimize salavat getirmek Müslümanlara neler kazandırır?Cevap Peygamberimizin bunla ilgili bir hadisi vardır; “Kim bana salâvat okumayı unutursa, ona cennetin yolu unutturulur.” Sınıf Peygamberimizin Hayatı Ders Kitabı Meb Yayınları Sayfa 58 CevaplarıC. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları okuyunuz ve doğru seçeneği 12. Peygamber Efendimiz Hz. Hatice’nin vefatından yıllar sonra “Allah’a yemin olsun ki Allah bana Hatice’den daha hayırlısını vermemiştir. İnsanlar beni inkâr ederken o bana inanıp tasdik etti. İnsanlar benden uzak dururken o beni malı ile destekledi. Allah, onun vesilesiyle beni evlatla rızıklandırdı.” buyurmuştur. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C 8, s. 204.Yukarıdaki metin, Peygamberimizin güzel huylarından hangisi ile ilgilidir?Cevap A A Vefası B Dürüstlüğü C Güvenilirliği D CömertliğiSoru 13. Aşağıdakilerden hangisi Peygamberimizin adaletli olduğunu gösteren davranışlarından biridir?Cevap B A Hiç yalan söylememesi B Haksızlık yapılmasına izin vermemesi C Kendini övmekten hoşlanmaması D Çocuklara selam vermesiSoru 14. Peygamber Efendimiz “Müslüman kardeşini küçük görmesi kişiye kötülük olarak yeter.” buyurmuştur. Müslim, Birr, 32.Yukarıdaki hadis-i şerif Müslümanları aşağıdaki iyi huylardan hangisine yönlendirmektedir?Cevap D A Cömertlik B Doğruluk C Adalet D Tevazu6. Sınıf Peygamberimizin Hayatı Ders Kitabı Meb Yayınları Sayfa 59 CevaplarıSoru 15. Peygamberimizin namaz kıldırırken çocuk ağlaması duyduğunda namazı kısa tutması onun aşağıdaki özelliklerinden hangisi ile ilgilidir?Cevap C A Cömert olması B Uyarıcı olması C Merhametli olması D Vefalı olmasıSoru 16. “… Peygamber size ne verdiyse alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının…” Haşr suresi, 7. ayet. ayeti aşağıdakilerden hangisini emretmektedir?Cevap C A Selamlaşmayı B Adaletli olmayı C Peygambere itaati D Peygambere salavatıSoru 17. Peygamberimize itaatin Allah’a itaat ile bir tutulmasının sebebi aşağıdakilerden hangisidir?Cevap D A İnsanlara karşı çok merhametli olması B Gönderilen son peygamber olması C Müjdeleyici ve uyarıcı olması D Allah’tan aldığı emirler doğrultusunda konuşması6. Sınıf Peygamberimizin Hayatı Ders Kitabı Meb Yayınları Sayfa 60 Cevapları18, 19 ve 20. soruları yukarıdaki metne göre 18. Hz. Peygamber, insanın fıtratı gereği yanılıp hata ettiği zamanlarda, bunu telafi etmek için ne yapmasını tavsiye etmiştir?Cevap Tövbe etmesi ve Allah’tan af dilemesi gerektiğini 19. Allah’ın her an bizi gördüğünün bilincinde olmak sizce davranışlarımızı nasıl etkiler?Cevap Davranışlarımızı daha düzgün şekilde yapmamızı sağlar. yanlış davranışlardan kaçınmamızı her zaman doğru yolda olmamızı 20. İslam ahlakında vicdanın nasıl bir işlevi vardır?Cevap Vicdan İslam’ı yaşarken kendimizi sorgulamamızı, yaptığımız hatalara pişman olmamızı hata yapmamaya dikkat etmemizi sağlar. 6. Sınıf Peygamberimizin Hayatı Kitabı 56-57-58-59-60. Sayfa Cevapları Meb YayınlarıKonusu Hakkında Soru Sormak İster Misiniz ? Yorum ve Düşüncelerinizin Bizim İçin Ne Kadar Değerli Olduğunu Biliyor Musunuz ? Destek ve Yorumlarınız için Tıklayınız... Sevgili Peygamberimiz hiç günahı olmadığı halde, gündüzleri; devlet, millet ve din işlerini yürütüyor, geceleri mübarek ayakları şişinceye kadar namaz kılmakla meşgul oluyordu. Böylece rabbinin ihsan ve ikram ettiği nimetlerin şükrünü edaya ve onun rızasını tahsile çalışıyordu. Hâsılı, korku, hastalık, sefer, sıkıntı ve zorluklar... hiçbir şey onun namaz kılmasına mani olmuyordu. Mirac'da beş vakit namazın farz kılınmasından itibaren iki cihan Güneşi Efendimiz ömürlerinin sonuna kadar namazı hiç terk etmemişlerdir. Vefatlarına yakın hasta olduklarında, Hz Ali ve Hz Abbas -radıyallahü anhümâ-'nın koltuğuna girerek cemaate devam etmiş, ashabına ve ümmetine namazın ehemmiyetini, devam lüzumunu ve şiddetli hastalık halinde bile hiçbir suretle asla terki câiz olmayacağını fiilen talim ve irşat buyurmuşlardır. Hz. Aişe anlatıyor Rasulullah bizimle konuşur, biz de onunla konuşurduk. Ama namaz vakti gelince sanki bizi tanımıyor gibi bir hale gelir, bütün varlığıyla Allah'a yönelirdi. Fezail-i A'mal s. 303 Sahabe-i Kiram, Rasulullah -sallallahü aleyhi ve sellem-'e "- Fetih suresinde Allah Teala, sizi tamamen bağışladığı bildirmiştir. Öyleyse neden böylesine uzun ve ebedi bir ibadet yapıyorsunuz? dediklerinde, Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- "- Allah'a şükreden bir kul neden ben olmayayım?" diye cevap vermiştir. Bir Hadis-i Şerifte bildirildiğine göre; Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem- namaz kılarken, mübarek göğsünden sürekli el değirmenin sesi gibi hıçkırıklı ağlama sesi gelirdi. Hazret-i Aişe -radıyallahü Anhâ-'den rivayete göre Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem-'in namazda göğsünden tencere tokurtusuna benzeyen tarzda sesler gelirdi. İbn-i Mace, Mukaddime, 3. Hazret-i Aişe -radıyallahü Anhâ-' Validemizin anlattığına göre, Hazret-i Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz, geceleri mübarek ayakları şişinceye kadar uzun müddet teheccüde devam ederlerdi. Durumdan müteessir olan muhterem zevcesi "-Ey Allah'ın resûlü, geçmiş ve gelecek günahların bağışlandığı halde niçin böyle yapıyorsun?" diye sorunca; "-Ey Âişe! Rabbime çok şükreden bir kul olmayayım mı?" karşılığını vermiştir. Buhari, Teheccüd, 6 Hazret-i Ata -radıyallahü Anh- şöyle anlatmıştır. Hazret-i Aişe -radıyallahü Anhâ-'ya "-Allah Resulünden şahit olduğun en şaşırtıcı hadiseyi bize haber ver." dedim. Hazret-i Aişe ağladı ve dedi ki "- Onun hangi hali şaşırtıcı değildi ki. Bir gece geldi. Benimle beraber yatağa girdi. Tenim tenine değdi ve sonra dedi ki "-Ey Ebû Bekir'in kızı, bırak beni! Rabbime ibadet edeyim." Ben dedim ki "-Senin yanında olmayı seviyorum, fakat senin arzuna uymayı tercih ederim." Kendisine izin verdim, kalktı, su ibriğine gitti, abdest aldı. Suyu çok dökerek israf etmedi. sonra namaza durdu, ağlamaya başladı. Öyle ki, göz yaşları, mübarek göğsüne doğru aktı. sonra rükûya gitti, gene ağladı. sonra secdeye gitti, gene ağladı. sonra başını secdeden kaldırdı, gene ağladı. Bu ağlaması sabaha kadar devam etti. Sabah namazı vakti Bilal geldi. Ezan okudu. Ben o zaman dedim ki "-Ey Allah'ın rasûlü! Seni ağlatan sebep nedir? Allah senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetti. Buyurdular ki "-Şükreden bir kul olmayayım mı? Bu şükrü ben neden yapmayayım?" Sâdık Dânâ, Altınoluk sohbetleri, s. 193 Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimizin, ahir ömürlerinde ruhi saadetlerini teslim ederken yaptığı son nasihati, namaza dikkat etmek hususunda olup; bu, ondan rivayet edilen son Hadis-i Şeriftir. Hazret-i Enes -radıyallahü anh- anlatıyor "Rasûlullah Aleyhissalâtü Vesselama ölüm geldiği vakit, can çelişirken yaptığı vasiyetin hepsi "-Namazı ihmal etmeyin ve sağ ellerinizin sahip oldukları nın yani kölelerinizin hukukuna riayet edin! demek olmuştur." Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, c. 17, s. 338 Bir kimseye en çok sevdiği insanlardan birinin geldiği müjdelendiğinde nasıl sevinir ve kendinden geçerse; Allâh Rasûlü de namaza duracağı zaman, bu sevinçten yüzlerce kat fazlasıyla sevinç ve coşkunluk duymaktaydı. Rabbine karşı huşû ve tevâzûun zirvesine çıkar ve O'na yalvarıp yakarmaktan ayrı bir kulluk zevki alırdı. Bir defâsında Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem- namazı şöyle târif buyurdular "Namaz ikişer ikişer kılınır. Her iki rek'atta bir teşehhüd vardır. Namaz huşû duymak ve temeskün tezellül izhâr etmektir... Ellerini, içleri yüzüne dönük olarak Yüce Rabbine kaldırırsın ve Yâ Rabb! Yâ Rabb! Yâ Rab! diye yalvarırsın. Kim bunu yapmazsa namazı eksiktir." Tirmizî, Salât, 166 Yani namaz kulun Yaratanı karşısında aczini ve za'fını idrak ederek muhtaçlığını arz etmesi ve gönülden gelen feryatlarla iç âleminde kıyâmetler koparması, tazarrû ve niyazda bulunmasıdır. Müslümanlar kendilerine farz olan beş vakit namazı kılarlardı, halbuki Rasûl-i Ekrem fazla olarak kuşluk, işrak, teheccüd gibi nâfile namazlar da kılardı. Bütün müslümanlar her gün üzerlerine farz olan on yedi rek'at farz namazı kılarlarken, Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem- geceli gündüzlü günde farz ve nâfile olarak 50-60 rek'at namaz kılardı. Bu namazlarda Allâh'a muhabbet manası Rasûlullâh'ın kalbindeki her şeyden ve her manadan daha üstündü. Rükûu uzatırdı, o derece ki uzaktan bakan onu secdeye kapanmayı unuttu zannederdi. Huzeyfe -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor Bir gece Nebî -sallallâhu aleyhi ve sellem- ile berâber namaza durdum. Bakara sûresini okumaya başladı. Ben içimden - Yüzüncü ayete varınca rukûya varır, dedim. Yüzüncü ayete geldikten sonra da okumasını sürdürdü. Ben - Herhalde bu sûre ile iki rekat kılacak, diye zihnimden geçirdim. Okumasına devam etti. Sûreyi bitirince rükûya varır, diye düşündüm. Sonra Nisâ sûresini okumaya başladı. Bitirince Âl-i İmrân sûresini okumaya başladı. Ağır ağır okuyordu. Tesbih âyetleri geldiğinde 'sübhânallâh' diyor, dua âyeti geldiğinde duâ ediyor, istiâze ayeti geldiğinde de Allâh'a sığınıyordu. Sonra rükûya vardı. 'Sübhâne Rabbiye'l-Azîm' demeye başladı. Rükûu da kıyâmı kadar sürdü. Sonra 'Semiallâhu limen hamideh. Rabbenâ leke'l-hamd' diyerek doğruldu. Rükûda durduğuna yakın bir müddet kıyamda durdu. Sonra secdeye vardı. Secdede 'Sübhâne Rabbiye'l-A'lâ' diyordu. Secdesi de kıyâmına yakın uzunlukta idi. Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn, 203 Vahyin başlangıcından itibaren namazını Beytullah'ın avlusunda kendisine düşman olan, insafsızca eza ve cefâ eden müşriklerin gözünün önünde kılardı. Namazda iken müşriklerden bazıları üzerine hücum etmişti de onlardan korkup da namazını bile bırakmamıştı. Savaş esnasında iki tarafın kuvvetleri karşılaşıp da kılıç seslerinin şakırdadığı, mızrakların vızıldadığı, kalplerin hızla çarptığı bir zamanda dahî namaz vakti geldiğinde, namazı kılmak için müslümanlar saf saf olurlar, önde Peygamberleri imam olurdu. Ebû Hureyre radıyallâhu anh anlatıyor Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir sefer esnâsında Dacnân ile Usfan arasında konaklamıştı. Müşrikler - Onların bir namazları vardır ki onlar için babalarından ve evlatlarından çok daha kıymetlidir. Bu namaz ikindi namazıdır. Hazırlığınızı yapın, üzerlerine toptan bir kerede çullanın!'' dediler. Cebrail aleyhisselam, Resulullah -aleyhi's-salâtü ve's-selâm-'a gelerek ashabını iki kısma ayırmasını, onlardan bir grupla namaz kılarken diğer grubun geri tarafta ayakta beklemesini, tedbirli olmalarını ve silahlarını beraberlerinde almalarını, birinci gruba bir rek'at kıldırmasını, bu kısmın birinci rekatten sonra geri çekilmesini, arkadaki grubun öne ilerlemesini, bu yeni gruba da bir rek 'at kıldırmasını, böylece her bir grubun Resulullah'la birlikte birer rek'atlerinin olmasını, Resulullah'ın da böylece iki rek'at kılmış olmasını emretti. Tirmizî, Tefsîr, 4 3035 Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem-'in âllâh'ın huzûruna durma iştiyâkı o kadar yüksekti ki savaşlarda sâdece farz namazları kılmakla yetinmez, geceleri sabahlara kadar doya doya ibâdet iklimini yudumlardı. Nitekim Ali -radıyallâhu anh- Bedir Gazvesi'ni anlatırken şöyle demektedir - Bedir günü aramızda Mikdâd'dan başka süvâri yoktu. İyi biliyorum o zaman Allâh Rasûlü hâric hepimiz uyumuştuk. Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- ise sabaha kadar bir ağaç altında namaz kılıp ağlamıştı. İşte onun Allâh'a bağlılığı böyleydi. Namazlarını dâima vaktinde kılmıştır. Hatta vefat ettikleri hastalıklarının en şiddetli ânlarında dahî, bile bile namazı geçirmemişti. Bu hastalığı o kadar çok şiddetlenmişti ki kuvvet ve tâkatten kesilmişti. Öğle ve ikindide iki kişinin yardımıyla odasından çıkarak mescide kadar vardı ve namazı cemaatle kıldı. Ölüm acıları içinde kıvranmasına rağmen ümmetinin en çok istifâde edeceği husûsları hatırlatmaktan geri durmamış ve son sözleri "Namaz! Namaz! Mâlik olduğunuz köleler hakkında Allâh'tan korkun!" olmuştu. Ebû Dâvûd Edeb, 133 Sevgili Peygamberimiz'in son nefesinde dahî hatırlatmayı lüzûmlu bulduğu mevzûlar herhalde insanın kulluk vazîfesi için en ehemmiyetli noktalar olmalıdır. Birincisi kulu Hâlıkına ve mahbûbuna ençok yaklaştıran, İslam'ın direği namaz, ikincisi de insanı cehennem çukurlarına yuvarlanmaktan koruyacak olan, zayıflara, Rabbimiz'in emânet olarak emrimize vediği işçilere ve kadınlara güzel muâmele. Birgün Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- ashâbı ile birlikte mescidde namaz vaktini beklerken adamın biri kalktı ve -Yâ Rasûlallâh! Ben bir günah işledim, dedi. Rasûl-i Ekrem adama cevap vermedi. Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve selem- namazını bitirdikten sonra aynı adam yine kalktı ve önceki sözünü tekrarladı. Peygamberimiz sordu - "Sen şu namazı bizimle kılmadın mı? Ve onun için güzelce abdest almadın mı?" Adam - Evet yâ Rasulullah! dedi. Rasûl-i Ekrem bu defa - "İşte o namaz işlediğin günaha keffâret olur", buyurdu . Heysemî, Mecmau'z-zevâid, I, 301 Rasûl-i Ekrem Efendimiz'in kötülüklerden ve çirkinliklerden koruyacağını ve daha önce işlenmiş günahlara keffâret olacağını bildirdiği namazı O'nun kıldığı şekilde ve o şuur içerisinde kılmak gerekmektedir. Aksi takdirde en mühim faydaları ihtivâ eden namaz hayâtımızda hiçbir değişikliğe sebep olamaz ve biz içinde bulunduğumuz günah bataklıkları ve çirkinlikler içerisinde ebedî hüsrâna doğru yüzüp gideriz. İnsanların en hayırlısının ömrü uzun ve ameli güzel olan kimse olduğunu bildiren Allâh Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve selem-, kısacık dünyâ hayâtında kalbini bütünüyle Allâh'a vererek olabildiğince çok namaz kılmaya çalışmıştır. Namaz için her fırsatı değerlendirirdi. Herhangi bir şey kendisini üzecek olursa hemen namaza koşardı. Ebû Dâvûd, Salât, 312 Cennette kendisi ile birlikte olma aşkı ile yanıp kavrulan sahâbîsine, bu arzûsunun gerçekleşmesi için duâ etmeyi kabul ettikten sonra, onun da çok secde ederek kendisine yardımcı olmasını istemişti. Ebu Hureyre -radıyallâhu anh- anlatıyor Rasûlullâh'ın sağlığında Kudâa kabilesinin Beliyy boyuna mensup iki zât birlikte İslam'a girmişlerdi. Bilâhare birisi şehid düşmüş, diğeri de bir sene daha yaşayıp öyle ölmüştü. Talha bin Ubeydullah - Rüyamda, bir sene sonra vefât edenin şehid düşenden daha önce cennete girdiğini gördüm ve hayret ettim, diye anlattı. Sabah olunca Talhâ'nın bu rüyâsı ben veya bir başkası tarafında Rasûlullâh'a anlatıldı. Rasul-i Ekrem Efendimiz - "O, şehit olandan sonra ramazan orucunu tutmadı mı, bir senede altı bin şu kadar rekat namaz kılmadı mı? O halde ikisi arasında bu kadar fark olacak!" buyurdu. Ahmed bin Hanbel, Müsned, II, 333 Hayâtını İslam'ı en güzel bir şekilde tebliğ etmeye ve ashâbını ilâhî bir terbiye ile yetiştirmeye adamış olan Habîb-i Ekrem -aleyhi's-salâtü ve's-selâm- Efendimiz, insanlar için huzûr kaynağı olan bu namazın bütün insanlar tarafından en güzel bir şekilde kılınmasını isterdi. Mute gazâsına gitmek üzere hazırlanan Abdullah bin Revâha, Peygamberimiz'in yanına geldi. Gül yüzüne hasret kalacağı Efendisi ile vedâlaştıktan sonra - Yâ Rasûlallâh! Bana ezberleyeceğim ve aklımdan hiç çıkarmayacağım bir şey tavsiye buyur, dedi. Peygamber Efendimiz - "Sen yarın Allâh'a pek az secde edilen bir ülkeye varacaksın. Orada secdeleri, namazları çoğalt." buyurdu. Abdullah bin Revâha - Yâ Rasûlallâh! Bana nasihatini artır! dedi. Sevgili Peygamberimiz bu defâ - "Allâh'ı dâimâ zikr et! Çünkü Allâh'ı zikir, umduğuna ermende sana yardımcı olur!" buyurdu. Vâkidî- Megâzî II, 758 Allâhu zü'l-celâl Hazretleri Rasûlüne şöyle emretmişti "Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Biz seni rızıklandırırız ve akıbet takvânındır." Tâ-hâ/20 132 Bu nedenle Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem- de ashâbına ve bütün insanlara namaz üzerinde hassasiyetle durmalarını ve bu husûsta sabırlı olmalarını emrederdi. Kendisini Peygamber Efendimiz'in halîfesi olarak telakkî eden Osmanlı sultânı VI. Mehmed Reşâd'ın, saraydaki hanedan çocuklarını yetiştirmek üzere "muallime-i selâtin" sultan hocası tayin ettiği Safiye Hanım'a ilk iradesi şu olmuştur "Namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara yedirdiğim tuz ve ekmeği haram ediyorum. Bu iradem hoca hanım tarafından talebe şehzade ve hanım sultanlara söylensin". Ünüvar, Safiye; Saray Hatıralarım, İstanbul, 1964, s. 21 Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem-'in namaz ibâdeti üzerinde hassâsiyetle durduğunu gören ve bütün varlıklarını onun izinde yürüyebilmek için fedâ eden ashâb-ı kirâm hazerâtı da namaza durduklarında kendilerini kaybederler ve Allâh'ı en yakınlarında bulurlardı. Huzûr-ı İlâhîde okumaya başladığı bir sûreyi yarıda bırakmak istemeyen ve bir an da olsa alacağı feyz uğruna bütün ömrünü fedâ eden ashâba âit olan şu hâtıralar ne kadar dehşet vericidir Zâtü'r-Rikâ gazvesinde Peygamber Efendimiz Ammâr bin Yâsir ile Abbâd bin Bişr'i kendi istekleri üzerine bir konak mahallinde gece için muhâfız olarak tensib etmişti. Ammâr gecenin ilk vaktinde istirahat etmeyi tercih ettiği için uyudu. Abbâd bin Bişr de kalktı ve namaz kılmaya başladı. O sırada bir müşrik geldi. Bir karaltı görünce gözcü olduğunu anladı ve hemen bir ok attı. Abbâd'ın vücûduna isâbet etti. Abbâd oku çıkardı. Adam ikinci ve üçüncü kez ok atıp isâbet ettirdi. Her defâsında da Abbâd ayakta sâbit durarak okları çekip çıkarıyordu. Rükû ve secdesini yaptıktan sonra arkadaşını uyandırarak - Kalk! ben yaralandım, dedi. Ammâr sıçrayıp kalktı. Müşrik ikisini görünce arkadaşını uyardığını anladı ve kaçtı. Ammâr Abbâd'ın kanlar içinde olduğunu görünce - Sübhânallâh! İlk oku attığında beni uyandırsaydın ya! dedi. Abbâd ise namaza olan aşk ve şevkini gösteren şu muhteşem cevâbı verdi - Bir sûre okuyordum, onu bitirmeden namazı bozmak istemedim. Ama okları peşpeşe atınca namazı tamamlayıp seni uyandırdım. Allâh'a yemin ederim ki Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in korunmasını emrettiği bu gediği kaybetme endişesi olmasaydı, sûreyi yarıda bırakarak namazı kesmektense ölmeyi tercîh ederdim. Bkz. Ahmed bin Hanbel, Müsned, III, 343-344 Yaratanının emir ve isteklerini henüz duymamış olan diğer insanlara da en son ilâhî dinin ulaşabilmesi için kendisine tevdî edilen vazîfeyi ihmâl korkusu olmasa bu sahâbîyi Rabbinin huzûrundan ayırabilecek hiçbir kuvvet bulunmamaktadır. Ne var ki, umûmun istifâdesini düşünüyor olması kendi zevk ve lezzetini yarıda kesmesini gerektirmiştir. Çünkü İslam müntesiplerinden, ferdîlikten ziyâde içtimâî olmalarını istemektedir. Misver bin Mahreme -radıyallâhu anh-, ashâbın namaza atfettikleri ehemmiyeti gösteren diğer bir ibretli hâdiseyi şöyle anlatıyor Ömer bin Hattab radıyallâhu anh hançerlendiğinde, zaman zaman baygınlık geçiriyordu. Bir keresinde yanına girdiğimde üstüne bir örtü örtmüşler, kendinden geçmiş vaziyette yatıyordu. Yanındakilere - Kendisini nasıl buluyorsunuz? diye sordum. - Gördüğün gibi baygın dediler. - Namaza çağırdınız mı? Eğer yaşıyorsa onu namazdan başka bir şey korkutup uyandıramaz, dedim. Bu ikazım üzerine oradakiler - Ey Mü'minlerin Emîri Namaz! Namaz kılındı! dediler. Hemen uyandı ve - Öyle mi? Vallahi namazı terkedenin İslam'dan payı yoktur dedi. Kalktı, yarasından kan fışkıra fışkıra namaz kıldı. Heysemî Mecmau'z-zevâid, I, 295; İbn-i Sa'd, III, 35 Allâh'ın emri herşeyden azizdi. Mal ve can onun yanında bir hiç mesâbesindeydi. Toplumun bütün fertleri bu şuuru yakalamış ve namazın ibâdet hayâtının mihverini teşkil ettiğini kavramıştı. Sıhhat için ruhsat verilmiş olmasına rağmen hakîkat karşısındaki anlayış ve kabulleri sebebiyle azîmeti tercih etmek onlar için daha doğru idi. Müseyyib bin Râfî anlatıyor Abdullah bin Abbas -radıyallâhu anh-'ın gözlerine perde inince bir kimse geldi ve - Eğer yedi gün hiç kalkmadan sırtüstü yatmaya dayanabilirsen ve bu arada namazlarını îmâ ile kılmayı kabul edersen seni tedâvî edebilirim. İnşaallâh şifâ bulursun, dedi. İbn-i Abbas, Hz. Âişe ile Ebû Hureyre'ye ve daha başka sahâbîlere haber gönderip mes'eleyi sordurdu. Hepsi de - Ya bu süre zarfında ölürsen namaz hususunda yöneltilecek soru karşısında ne cevap verirsin? dediler. Bu cevaplar üzerine İbn-i Abbas -radıyallâhu anh- gözünü tedâvî ettirmekten vazgeçti. Hâkim, Müstedrek, III, 629, 6319 Bir kudsî hadîste; "Namazı benimle kulum arasında ikiye böldüm Kulum için de istediği verilecektir." buyurulmuştur. Bu va'd gereğince usûlüne göre kılınan namazda, gönlü başka taraflara kaydırmadan okunan Fatiha'da çok müjdeli ilhamlar vardır. Gözde nûr, gönülde mânevî bir sürür hasıl olur. Namaz, insanın dâimâ Allâh'ı düşündüğü, O'ndan bir an bile gâfil olmadığı ihsân haline yükselmesinin yolunu gösterir. Bütün hareket, söz ve düşüncelerinde Yüce Yaratanını düşünün bir insan kâmil bir mü'min olma vasfını kazanmış olur. Peygamber Efendimiz'in Medîne'yi teşriflerinde onu görmek için yanına gelen ve gül yüzünü görür görmez "Vallâhi bu yüz yalancı olamaz" diyerek hakîkatı haykıran Yahudî âlimi Abdullâh bin Selâm -radıyallâhu anh-, mübârek ağızlarından ilk olarak "Birbirinize selâm veriniz! Birbirinize ikrâmda bulununuz! Akrabânızın haklarını gözetiniz! Gece herkes uyurken namaz kılınız. Bunları yaparak selâmetle Cennet'e giriniz." Tirmizi, Kıyamet, 42 sözlerini işittiğini söylemektedir. Herkesin uyuduğu bir vakitte veya çoğu kimsenin muvaffak olamadığı bir şekilde Allâh'a yönelmek hiç şüphesiz cennetin yollarını kolaylaştıran en mühim âmildir. İbn-i Ömer -radıyallâhu anh- şöyle anlatmaktadır Hz Peygamberin sağlığında rüya gören bir kimse onu Peygamberimiz'e anlatırlardı ben de bir rüya görmeyi ve onu Hz Peygamber'e anlatmayı çok isterdim. O zaman bekar bir delikanlı idim ve mescidde uyurdum. Bir defasında rüyamda iki melek beni cehenneme götürdüler. Baktım ki, o kuyu duvarı gibi örülmüş olup kuyununki gibi iki boynuzu vardı; o da ne, orada kendilerini tanıdığım insanlar da vardı. Ben şöyle haykırdım "Cehennemden Allah'a sığınırım! Cehennemden Allah'a sığınırım!" O sırada bir başka melek diğer iki meleğe katıldı ve bana şöyla dedi "Korkutulmayacaksın!" Abdullah ibni Amr ibni Âs -radıyallâhu anhümâ-'ya da Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle tavsiyede bulunmuştu - "Abdullah! Falan adam gibi olma! Çünkü o, gece ibâdetine devâm ederken artık kalkmaz oldu." Buhârî, Teheccüd 19; Müslim, Sıyâm, 185 Hayırlı bir ibâdete başladıktan ve onun feyzini aldıktan sonra terk etmek Allâh ve Rasûlünün tasvîb edeceği bir şey değildir elbette. O güzel hasleti daha da geliştirmek ve artırmak gerekmektedir. Gece ibâdeti, insanın gündüz hayâtının bereketli ve feyizli geçmesinin temel şartıdır. Gündüz yapacağı işlerin ve hizmetlerin semereli olabilmesi teheccüd vaktinde kalbin doldurulmasına bağlıdır. Cenâb-ı Hak, Rasûl-i Ekrem Efendimiz'e emrederken şöyle buyurmaktadır "Ey örtünen Peygamber! Gecenin birazı hariç olmak üzere geceleyin kalk namaz kıl. Gecenin yarısında kalk, yahut yarısından biraz eksilt. Veya bunu artır ve yavaş yavaş güzel güzel tertil ile Kur'ân oku. Çünkü biz, senin üzerine ağır, sorumluluk gerektiren bir söz indireceğiz. Çünkü gece kalkışı hem daha etkili, hem de söz bakımından daha sağlamdır. Çünkü gündüz senin için uzun bir meşguliyet vardır." el-Müzzemmil/73, 1-7 Kendisini söz konusu olduğunda kimsenin dayanamayacağı kadar ağırlığa ve meşakkate katlanan Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem-, ümmetine tavsiyede bulunurken engin bir merhamet ve şefkât âbidesi olurdu. "Allâh Teâlâ'nın en çok beğendiği namaz Dâvûd aleyhisselâm'ın namazı, Allâh Teâlâ'nın en çok beğendiği oruç da yine Dâvûd aleyhisselâm'ın orucudur. Dâvûd aleyhisselâm gecenin ilk yarısında uyur, üçte birinde namaz kılardı. Gecenin altıda birinde yine uyurdu. Bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı." Buhârî, Teheccüd, 7; Enbiyâ, 37, 38 buyurarak insanların sıkıntıya düşmemelerini isterdi. Bununla birlikte bütün geceyi uyku ile geçirmeye de hiç razı olmazlardı. Nitekim Resulullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in yanında bir adamın zikri geçti ve sabaha kadar uyuduğu, namaz kılmadığı söylendiğinde Aleyhi's-salâtü ve's-selâm- Efendimiz - "Bu adamın kulağına şeytan bevletmiştir." buyurmuşlardır. Buhari, Teheccüd 13, Bed'u'l-Halk 11 Uzun geceleri uyku ile geçiren gaflet ehlinin durumunu tasvir ve hakîkaten teheccüde kalkmak isteyenlere de yol gösterme sadedinde Rasûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır "Biriniz uyuyunca ensesine şeytan üç düğüm atar. Her düğümü atarken, düğüm yerine eliyle vurarak 'üzerine uzun bir gece olsun, yat, uyu' der. Adam uyanır ve Allah'ı zikrederse bir düğüm çözülür, abdest alacak olursa bir düğüm daha çözülür namaz kılarsa bütün düğümler çözülür ve böylece canlı ve hoş bir halet-i ruhiye ile sabaha erer. Aksi halde habis ruhlu içi kararmış ve uyuşuk bir halde sabahlar." Buhari Teheccud 12, Bed'u'l-Halk 11; Muslim, Musafirin 207 Teheccüd namazı ve geceleri ihyâ etmenin maddî ve mânevî faydasını dost düşman herkes kabul etmiş ve itirâfta bulunmuştur. Gece ibâdetinin bu faydalarını ifâde eden şu misaller ne kadar ibret vericidir Yermük savaşında iki ordu birbirlerine yaklaşınca, Rum askerî komutanı, bir Arap câsusu, İslam askerlerinin durumunu tedkîkle görevlendirir. Adam dönüp gelince - Durumları nasıl? Ne yapıyorlar? diye sorar. Câsus da gördüklerini şöyle anlatır - Onlar geceleri râhip, gündüzleri süvâri bir millet! Gecenin büyük bir kısmını ibâdetle geçiriyorlar Kendi aralarında birbirlerinin kölesi gibi iken başkalarına karşı aslan kesiliyorlar. Konuştuklarında doğruyu söylüyorlar ve vaadde bulunduklarında sözlerini yerine getiriyorlar... Meliklerinin oğlu birşey çalsa muhakkak elini kesiyorlar, zinâ etse hakkı ikâme için onu recmediyorlar. Bunun üzerine komutan şu cevâbı verir - Şâyet doğru söylüyorsan yerin altında olmak, onlarla yerin üstünde karşılaşmaktan daha hayırlıdır...Taberî, Târih, II, 347 İbn-i İshak da şunları nakleder Hiçbir düşman savaşlarda Rasûlullâh Efendimiz'in ashâbına karşı üstün gelemiyordu. Aynı şekilde müslümanlara yenilen Hırakl, askerlerine hiddetle - Yazıklar olsun size! Şu savaştığınız kavim nasıl insanlardır? Onlar da sizin gibi beşer değiller mi? diye sordu. - Evet, dediler. - Peki siz mi çoksunuz yoksa onlar mı? - Evet Efendim biz her hususta onlardan kat kat üstünüz. - O halde size ne oluyor ki onlarla her karşılaştığınızda hezîmete uğruyorsunuz? diye sorduğunda Rum büyüklerinden bir bilge ihtiyar şu tesbitlerde bulunur - Çünkü onlar, geceleri kıyâmda ibâdetle geçiriyorlar, gündüzleri oruç tutuyorlar, ahdlerini yerine getiriyorlar, iyiliği emredip kötülükten sakındırıyorlar ve aralarında herşeylerini paylaşıyorlar. Ve bir de şunun için yeniliyoruz ki; biz içki içiyor, zinâ yapıyor, haramlar içinde yüzüyor, ahdimizi bozuyor, gasbediyor ve zulümde bulunuyoruz. Allâh'ın gadabını celbedecek şeyleri emredip, râzı olduğu şeyleri yasaklıyoruz ve yeryüzünde fesâd çıkarıyoruz. Bu cevap üzerine Hirakl - Sen gerçekten doğruyu söyledin, dedi. İbn-i Asâkîr, Târîhu Dımeşk, II, 97 Gece kalkıp Allâh'a ibâdet eden mü'minlere, kalkamadıkları günler için de kendilerine mükâfaat verilecektir. Çünkü onların niyetleri samîmî idi ve teheccüde kalkma düşüncesi ile uyumuşlardı. Bu durumu Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle müjdeler "Mûtad olarak geceleyin namaz kılan bir kimse, uykunun galebe çalmasıyla bir gece uyuyakalsa ve namazını kılamasa Allâh Teâlâ Hazretleri onun namazının sevâbını yine de yazar. Uykusu da kendisine Allâh tarafından ikram edilen bir sadakâdır. İmam-ı Mâlik, Muvatta', Salâtu'l-Leyl, 1

peygamberimiz için yazılmış naat örnekleri