Çinde insan hakları ihlalleri Çin’de farklı gerekçelerle gözaltına alınıp eğitim kamplarında tutulan eski mahkumların bazı fabrikalarda en düşük ücretlerle Bugün itibarıyla bakıldığında, Yukarı Karabağ’da hâlâ insan hakları ihlalleri yaşanmaktadır. Azerbaycan’ın Avrupa Konseyi’ne üye olması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olması, yapılan ihlallerden dolayı mağdur olan kişilerin Avrupa İ nsan Hakları Mahkemesi’ne baş vurmalarının yolunu açmış tır. Avrupa Birliği'nin 27 üye ülkesi, Çin'in Doğu Türkistan'daki Uygurlara yönelik insan hakları ihlalleri için 1989'dan bu yana ilk yaptırım kararı aldı. Reuters'e konuşan 2 AB diplomatı, 27 üye ülkenin büyükelçilerinin, insan hakları ihlalleri nedeniyle 4 Çinli yetkilinin mal varlıklarının dondurulması ye vize yasağı N6jLLa. Osmanlı’nın kuruluş zamanında gerçekleştirdiği Rumeli fetihleri göz ardı edilirken, Fatih Sultan Mehmet 1453’te İstanbul’u fethettiğinde Bizans tarihe gömülmüş ve Türk ulusu Ortadoğu’daki en büyük güç konumuna yükselmişti. Çünkü Osmanlı Devleti toprakları, aynı zaman Çin’den başlayarak Orta Asya üzerinden Anadolu’ya ve oradan da Avrupa güzergahında ilerleyen “İpek Yolu” ve Hindistan üzerinden Irak, İran ve Suriye’den Akdeniz limanlarına ve İskenderiye’ye giden “Baharat Yolu Buhur Yolu”nu kendi kontrolünde tutmaktaydı. Osmanlı fetihlerini sürdürürken, Haçlı Seferleri sonrasında bilim ve teknik olarak gelişen Avrupa Devletleri ilk başlarda dini amaçla başlattıkları keşifleri artık Doğu’nun zenginlikleri için sürdürmek amacındaydılar. Çünkü makineleşme ve endüstrinin gelişmesi hammadde ihtiyacını ve üretilen malları geniş pazarlara sunmayı mecburi kılmıştı. Büyük pazarlara ulaşmak için köprü olarak kullanılan Osmanlıya ödenen vergiler ise satılan mamullerden kazanç elde etmeyi zorlaştırmaya başlamıştı. İlk olarak Osmanlı ile bir mücadele içine girişen Batı, Osmanlının her yerde önlerini kesmesinin ve güçlü ordusunun aldığı galibiyetlerle O’nu “Doğu Bloğu” olarak nitelendirmişti. 14. yüzyılın başlarında dini amaçla başlayan, Fransız ve Cenevizli gemiciler tarafından düzenlenen keşiflerden sağlıklı sonuçlar alınamamıştı. Yapılan bu ilk keşiflerde Kanarya Adaları ve Azor Adaları bulunmuştu. Fakat 15. yüzyıldan itibaren yapılan keşifler maddi amaçlarla yönetilir hale gelmişti. 2 3 Coğrafi Keşiflerin En Önemli Nedenleri Avrupa’nın coğrafya bilgisi olarak gelişmesi, pusulanın bulunması ve denizcilikteki deneyim konusundaki büyük gelişme. Çünkü daha önce denizciler kıyıdan uzaklaştıkça yön bulma korkusuna kapılıyorlardı. Ayrıca dünyanın düz olduğuna inanan denizciler ufuk çizgisini geçtiklerinde aşağı düşeceklerini sanıyorlardı. Avrupa’nın kendilerinde bulunmayan değerli maden, ipek ve baharat gibi maddeler için daha ucuz bir yol bulma çabaları. Özellikle İspanyol ve Portekizli gemicilerin Doğu’nun zenginlikleri ile ödüllendirileceği vaadi. Hıristiyanlığın bütün Dünyaya yayılmak istenmesi misyoner faaliyetler. Özellikle 13. yüzyılda yaşanan Moğol istilasının engellenmesi için gönderilen elçilerle birlikte dünya ve Doğu’nun zenginlikleri hakkında aktarılan ilk izlenimler. Bu gezginlerin en önemlisi Venedikli gezgin Marco Polo’dur. Amerika kıtasının keşfi 1492 Okyanuslarda bu rekabet yaşanırken İspanya hükümeti gemicilik tarihinde önemli bir ün sahibi olacak gemicisi 1451 yılında çoktan mürettebatı ile birlikte Okyanuslara yelken açmıştı. Bahsi geçen korkusuz denizci Kristof Colomb, İspanya Kralı Ferdinand ve eşi İsabella’nın yardımlarıyla Atlas Okyanusuna açılmıştı. 1451-1506 yıllarında yaşamı boyunca yaptığı kesiflerle bütün dünya denizcilik tarihine geçen Kristof Colomb, Asya kıtasına ulaşmak için çıktığı serüvende aslında 1492 yılında hiç ummadığı bir yer olan Bahama Adlarına yani Amerika kıtasına ulaşmıştı. Colomb, çıktığı karanın Amerika olduğundan habersiz ayrılırken, İtalyan denizci Amerigo Vespucci Colomb’un ölümünden bir yıl sonra 1507 yılında onun izini takip edince yeni bir kıta keşfettiğini anlamış ve kıta denizcinin kendi adıyla literatüre geçmişti. Ümit Burnu ve Hindistan'ın Coğrafi Keşiflerdeki Rolü Portekizli denizci Bartelemeo Diaz ise 1486 yılında tutulduğu bir fırtınayla güneye sürüklerek Natal’e ulaştı. Afrika’nın güneyinden dolanarak 1487 yılında Ümit Burnu’nu keşfeden denizci buraya Fırtınalar Burnu adını vermişti. 1498 yılına gelindiğinde ise Vasko De Gama Hint Okyanusu’nu aşarak Hindistan’ın batı kıyılarına ulaşmıştı. 1 2 Dünyanın yuvarlak olduğunun kanıtlanması 1519-1522 Magellan ve yardımcısı Del Cano 1519 yılında Alman Kralı olan Şarlken’in desteğiyle denizlere açılmıştır. İspanyadan yola çıkan Magellan, sürekli rotasını değiştirmeden ters yönde ilerleyerek seyahate başladığı yere dönmeyi düşünüyordu. Evet! Aslında Magellan yıllardır kilise tarafından reddedilen Dünyanın yuvarlar olduğu kanısını kanıtlamak istiyordu. Önce Güney Amerika kıyılarını dolaşan Magellan, kendi adını verdiği Magellan Boğazını bulmuştu. Büyük Okyanus’a açılan Magellan, Philippine Adalarına ulaştığında ada yerlileri ile yaptığı savaşta hayatını kaybetmişti. Magellan öldükten sonra yardımcısı olan Del Cano Ümit Burnu’nu dolaşarak 1522 tarihinde İspanya’ya dönmüştür. Böylece dünyanın yuvarlak olması kanıtlanmıştı. 1 2 Coğrafi Keşiflerin Osmanlı Devleti’nde Yarattığı Etkiler Keşiflerin asıl sebebi olan İpek ve Baharat Yolu, keşiflerin ardından eski ihtişamını yitirmiştir. Keşifler, Osmanlı Devletinin vergi gelirlerini olumsuz etkilemiştir. Sadece Osmanlı değil! Bütün Müslüman ülkelerde bulunan ticaret yollarının önemi giderek azalmıştır. Özellikle Akdeniz limanları eski önemini yitirmiştir. Fakat 1869 yılında Süveyş Kanalı Fransızlar tarafından açıldığında Akdeniz limanları azda olsa eski ihtişamına kavuşmuştur. Keşiflerin ardından ticaret yolları rağbet görmeyince Müslüman ve Kafkas halk yoksullaşmaya başlamıştır. Hatta Osmanlı Devleti o kadar yoksullaştı ki Avrupalı devletlere “kapitülasyon” adı altında birtakım gümrük ayrıcalıkları tanınmıştır. Kervan yolları üzerinde bulunan zanaatkar ve esnaf bu güzergah değişikliğinden olumsuz etkilenmiş ve Osmanlı Devleti Celali İsyanlarıyla savaşmak zorunda kalmıştır. Bu dönemden sonra Osmanlı Hint yolu için Portekizlilerle; Akdeniz için İspanyollarla mücadele etmiştir. 1 Coğrafi Keşiflerin Evrensel Boyutlardaki Sonuçları Keşiflerin Dünya üzerinde evrensel dini, ekonomik ve sosyal olmak üzere birçok etkisi olmuştur. Öncelikle Baharat ve İpek Yolları ile birlikte Akdeniz limanları önemini kaybederken Atlas Okyanusu kıyısında bulunan limanlar büyük önem kazanmaya başlamıştır. Keşfedilen yeni kıtalar silah zoruyla kontrol altına alınarak sömürgeleştirilmiş ve bu kıtalarda bulunan altın ve gümüş Avrupa’ya akmaya başlamıştır. Keşiflerin sonucunda zenginleşen burjuva sınıfı güç kazanarak Avrupa mallarına yeni pazarlar bulmuş ve bu gelişmeler Sanayi Devrimini tetiklemiştir. Keşfedilen yerlere götürülen Avrupa dini ve kültürel yapısı bu sömürgeleri Avrupalılaştırmıştır. Her ne kadar Hıristiyanlık yeni kıtalara yayılmış gibi görünse de aslında “Dünyanın yuvarlak olması” ve yeni yerlerin keşfi kiliseye olan inancı kökten sarsmıştır. Özellikle keşfedilen kıtalardan Avrupa’ya götürülen bilimsel ve kültürel eserler başta Rönesans olmak üzere büyük değişikliklerin mihenk taşı olmuştur. Coğrafi Keşifler, başta Rönesans ve Reform olmak üzere Avrupa’da meydana gelen birçok yenilikçi ve aydın hareketi de derinden beslemiştir. 2 İlginizi çekebilecek diğer olaylar En Yeniler geri ileri 1. Listedesiniz geri ileri Biyografiler Deniz Gezmiş CV BİYOGRAFİ Abraham Lincoln CV BİYOGRAFİ Yılmaz Güney CV BİYOGRAFİ Alan Turing CV BİYOGRAFİ Henry Ford CV BİYOGRAFİ Platon CV BİYOGRAFİ Michael Jackson CV BİYOGRAFİ Elvis Presley CV BİYOGRAFİ Marilyn Monroe CV BİYOGRAFİ Jean-Jacques Rousseau CV BİYOGRAFİ Mimar Sinan CV BİYOGRAFİ Adile Naşit CV BİYOGRAFİ Che Guevara CV BİYOGRAFİ Benjamin Franklin CV BİYOGRAFİ Nasrettin Hoca CV BİYOGRAFİ Coğrafi Keşifler, Avrupa devletlerini ekonomik, sosyal ve kültürel alanda ileri taşıyarak halkın refahını düzeyini yükseltmiştir. Ardından gelecek Rönesans ve Reform hareketlerinin en büyük kaynağı olmuştur. Bu Yazının İçindeki Başlıklar Coğrafi Keşifler Nedir?Coğrafi Keşifler NedenleriCoğrafi Keşifleri Yapan KaşiflerAmerika’nın KeşfiCoğrafi Keşifler HaritasıCoğrafi Keşifler SonuçlarıCoğrafi Keşiflerin Osmanlı Devleti’ne EtkisiYeni Dünyaların Keşfi Coğrafi Keşifler Nedir? Tarihte her olay bir başka olayla neden sonuç ilişkisi içindedir. Yaşanmış herhangi bir değişim veya yapılmış herhangi bir savaş, çeşitli sonuçlar getirmiş ve toplumlar için yepyeni kapıların açılmasına neden olmuştur. Yaşanan olaylar bazı toplumların lehine bazılarının aleyhine olmuş ve toplumlar arası dengeler buna göre değişim göstermiştir. İnsanlık tarihinde özellikle son beş yüz yıl mercek altına alındığında rekabetin Doğu ve Batı arasında gerçekleştiği görülmektedir. Bu süre zarfında Batı’nın temsilcisi başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletleri, Doğu’nun temsilcisi ise Osmanlı Devleti olmuştur. Bu beş yüz yıllık süre zarfının yaklaşık olarak yarısında Osmanlı Devleti hakimiyetini sürdürmüş olmasına rağmen ikinci yarıda Avrupalı devletler avantajlı duruma geçmiştir. Bu durumun gerçekleşmesinde Osmanlının hatalı yönetim politikalarının etkisi bulunmasına rağmen temel neden Avrupa’nın bir aydınlanma yaşaması ve kaynaklarını doğru kullanarak potansiyelini yüksek oranda değerlendirmesidir. Avrupa’nın gelişim faaliyetlerinin en büyük örneği Rönesans ve Reform hareketleridir. Rönesans ve Reform aracılığıyla halk, kilisenin etkisinden kurtulmuş ve bilimin ışığına kavuşarak gelişimi yakalamıştır. Ancak hepsinin öncesinde halkın fiziki şartlarının gelişmesi ve maddi imkanlarının artması özgür düşünce ortamını yaratmıştır. Avrupa’nın sahip olunan kaynaklar bakımından gelişmesi ve dünya üzerinde bugüne kadar sürecek şekilde söz hakkına sahip olması ancak Coğrafi Keşifler adlı hazırlık sürecine bağlanabilir. Coğrafi Keşifler, krallıkların teşviği aracılığıyla deniz aşırı ülkelere seyahat etme ve yeni topraklar keşfetme etkinliğidir. 15. ve 16. yüzyıllarda başlamış olan Coğrafi Keşifler Avrupalılara dünya sahnesinde büyük bir avantaj sağlamıştır. Bu avantajlar siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan Avrupa ülkelerine çeşitli yararlar sağlamıştır. Bilinmeyene doğru yola çıkılarak üzerinde bulunduğumuz gezegenin keşif hareketlerinin öncüsü olmasıyla da insanlık adına atılmış büyük bir adım olduğu da söylenebilir. Coğrafi Keşifler Nedenleri Coğrafi keşiflerin başlamasındaki ilk etken, zamanın Doğu medeniyetlerinin Akdeniz ve Orta Doğu çevresinde hakimiyet sahibi olmasıdır. Orta Doğu ile beraber bilinen bütün ticaret yollarını elinde tutan Osmanlılar, yolu kullanacak kişilerden çok yüksek vergiler almaktaydı. Bu da hem Osmanlıyı zenginleştiriyor hem de diğer devletlerin yolu kullanmasını engelleyerek onları fakirleştiriyordu. Yani Avrupalıların Orta Doğu’nun diğer tarafındaki yüksek hammadde potansiyeline sahip Hindistan gibi ülkelere ulaşmak için başka bir rota bulmaları gerekiyordu. Bunun gerçekleşmesinin yolu ise deniz yolu aracılığıyla Orta Doğu’nun etrafından dolaşmaktı. Bu gerekliliğin anlaşılmasının yanı sıra Coğrafya bilgisinin ilerlemesi ve teknolojinin gelişmesi de Coğrafi Keşifler’e zemin hazırlamıştır. Avrupalılar önceleri kilisenin etkisi nedeniyle çok yanlış ve hurafelerle dolu dünya tasvirlerine sahip olmuşlardır. Dünyayı düz olarak betimlemelerinin yanında merkezde Kudüs’ün olduğunu, kuzeyin buzlarla güneyin ise kaynar sularla kaplı olduğunu düşünmekteydiler. Ayrıca kıyıdan fazla uzaklaşmaları halinde Dünyadan aşağı düşeceklerini bile sanmaktaydılar. Hatta aralarında açık denizlerde kuvvetli fırtınaların olduğunu ve o fırtınaya kapılanların zenciye dönüşeceklerini söyleyenler bile bulunmaktadır. Bu hurafelerin aşılmasında ise denizcilerin tecrübelerini paylaştığı gezi defterlerinin etkisi olmuştur. Yine de açık denizlere çıkmaktan korkan Avrupalıların korkularını aşmasındaki en büyük etken pusula aletini ele geçirmeleri olmuştur. Haçlı Seferleri aracılığıyla Çinlilerden pusulayı ele geçiren Avrupalılar, açık denizlerde haftalar geçirmelerine rağmen kaybolmamayı başarmışlardır. Bu aşamadan sonra ise açık denizlere çıkabilmek için gemilerini de geliştirmeleri gerekmiştir. Önceden küçük ve tahtadan yapılma teknelere sahip Avrupalılar, daha çok metal parçalaya sahip ve daha büyük gemiler inşa ederek okyanusların sert koşullarına dayanabilmiştir. Avrupalılar her ne kadar Doğu’nun zenginliklerine ucuz yoldan erişmek için bu yola koyulmuş olsalar da amaçlarından biri de gidilen yerlerde misyonerlik faaliyetleri aracılığıyla Hristiyanlığı ve kendi kültürlerini yaymak olmuştur. Burada asıl amaç, diğer toplumları asimile ederek Avrupa kültürünü yaygınlaştırmak ve kalıcılaştırmak olmuştur. Coğrafi Keşifleri Yapan Kaşifler Coğrafi Keşifler kapsamında yapılan ilk büyük keşif 1487’de Bartelmi Diaz’ın Afrika’nın güney ucuna varmasıdır. Yolculuğu sırasında bu kısma kadar sürüklendiği için kendisi bu bölgeye Fırtınalar Burnu adını vermiştir. Ancak sonradan Portekiz Kralı tarafından bölge Ümit Burnu olarak adlandırılmıştır. 1492 yılında İspanyol asıllı denizci Kristof Kolomb, İspanya topraklarından Hindistan’a varma umuduyla yola çıkarak bugünkü Amerika topraklarına varmıştır. Vardığı yerleri Hindistan sanması nedeniyle de Bahamalar’ı Batı Hint Adaları olarak isimlendirmiştir. Bundan sonra birkaç kere aynı seferi yaparak Amerika topraklarının Batı ve Güney kısımlarını da keşfetmiş olan Kolomb, yine de vardığı yerin aslında Hindistan olmadığını ve yeni bir kıta keşfettiğini anlayamadan yaşamını yitirmiştir. Hindistan topraklarına gerçekten varan kişi ise 1498’de Vasco de Gama olmuştur. Portekizli olan Vasco de Gama önceden keşfedilen Ümit Burnu’ndan geçerek yolculuğunu tamamlamış ve ülkesine büyük yarar sağlamıştır. Keşiften sonra Portekizliler Hint okyanusu çevresine hakim olmuşlardır ve dünyanın kalanı yüksek vergili Orta Doğu yerine Hindistan’a gitmek için bu yolu kullanmaya başlamıştır. Bu sefer de yolun hakimi olan Portekizliler Osmanlının ekonomisini zedelediği için iki devlet arasında Hint Okyanusu civarlarında mücadele başlamıştır. Amerika’nın Keşfi 1507 yılında Ameriko Vespuçi adlı bir denizci, Kristof Kolomb’ un ulaşmış olduğu yerlerin bambaşka kara parçaları olduğunu keşfetmiş ve yeni bir dünya ile karşı karşıya olduğunu fark etmiştir. Kolomb’un ölümünden kısa süre sonra bunu başaran Vespuçi, bu yeni dünyaya kendi adını vermiştir Amerika. 1519’da bir diğer denizci Macellan, Alman İmparatoru’nun isteği ve desteği ile dünyayı dolaşmak için yola koyulmuştur. Güney Amerika’nın uç kısmından geçerken geçtiği yere Macellan Boğazı adını vermiştir. Ayrıca Büyük Okyanus çevresinde dolaşırken suları sakin bulduğu için bu sulara barışçıl anlamına gelen “Pasifik” ismini vermiştir. Amacı Dünya etrafında tam tur atarak Dünya’nın yuvarlak olduğunu kanıtlamak olan Macellan Filipinlerde girdiği çatışma sonrası hayatını kaybetmiştir. Bu noktadan sonra yolculuğu ise arkadaşı Del Kano bitirerek Macellan’ın amacını gerçekleştirmiştir. Jacques Cartier adlı denizci, Kanada ve Labrador bölgelerini keşfetmiştir. John Kabot Kanada ülkesinin Hudson kıyılarının keşfini sağlamıştır. Amerika’dan sonraki bir diğer kıta keşfi de James Cook tarafından yapılmıştır Avustralya. Coğrafi Keşifler bir bütün olarak ele alındığında, başlangıçta İspanya ve Portekiz ülkeleri etkin olmasına rağmen sonda İngiltere, Fransa ve Hollanda ülkeleri baskınlaşmıştır. Coğrafi Keşifler Haritası Harita İnceleme 1340 ile 1600 yılları arasında yapılan tüm keşifleri aşağıdaki harita üzerinden inceleyebilirsiniz. Coğrafi Keşifler haritasını yüksek boyutta ve çözünürlükte incelemek için haritanın üzerine tıklayabilirsiniz. Coğrafi Keşifler Haritası Coğrafi Keşifler Sonuçları Coğrafi Keşifler tüm dünyayı etkileyen bir olay niteliğindedir. Sonucunda hem ekonomik hem siyasal hem de kültürel anlamda değişimler meydana gelmiştir. İlk olarak dünyanın yuvarlak olduğunun keşfedilmesi dünyanın düz olduğunu iddia eden kiliseye olan inancı derinden sarsmıştır. Bunların yanında Avrupa ekonomik olarak büyük bir kalkınmaya girmiştir. Bunun temel nedeni vergi vermesi gerekmeyen yeni ticaret rotaları keşfetmiş olması ve gittiği yerlerde büyük bir direnişe uğramadan istediği maddeleri almasıdır. Gittiği yeni kıtalardan silah zoruyla hammaddeleri edinmesine de sömürgecilik denmiştir. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkeleri, bu şekilde dünyanın her tarafına yayılmıştır. Hatta İngiltere sömürgecilik sayesinde kelimenin tam anlamıyla dünyanın her tarafında toprak sahibi olduğu için “Batmayan güneşin ülkesi” olarak bile isimlendirilmiştir. Gidilen yerlerdeki kaynakları kendi ülkelerine getirmelerinin sonucu olarak sadece yöneticiler değil bütün halk fayda görmüştür. Bunun nedeni normal insanların bile yeni dünya kıtalarına gidecek gemilere bizzat yatırım yapması ve giden neredeyse her geminin büyük zenginliklerle gelip yatırımları başarıya ulaştırmasıdır. Bu şekilde aşırı güçlenen ve dünyada en çok söz sahibi olan konumuna gelen Avrupa, sömürgecilik faaliyetlerini kimseye hesap vermek zorunda kalmadan sürdürmüştür. Sömürgecilik faaliyetlerinin en bariz etkilerinden biri, günümüzün Güney Amerika topraklarında Portekizce konuşulmasıdır. Ayrıca Avrupa kültürünün ve yaşamının ideal yaşam olarak gösterilmesinin etkisi sonucunda birçok Afrika kökenli insan yaşamını Avrupa topraklarında devam etmiş ve kökenlerini bırakarak asimile olmuştur. Hatta sömürge yapmış olduğu yerlerde insanları da eleyerek iyilerini bünyesine katan Avrupa devletleri, bir bakımdan insan sömürgeciliği de yapmış ve özellikle spor alanında pek çok başarıya imza atmıştır. Bunun örneklerinden biri de 2018’de futbolda dünya şampiyonu olmuş Fransa milli futbol takımının ilk 11’inin 8 kişisinin Afrika kökenli olmasıdır. Bu insan seçme sistemi de günümüzde hala sömürgecilik olmadığı iddia edilmesine karşın devam etmektedir. Coğrafi Keşiflerin Osmanlı Devleti’ne Etkisi Coğrafi Keşifler başta Osmanlılar olmak üzere tüm Türk dünyasını başta ekonomik olmak üzere birçok açıdan olumsuz etkilemiştir. İlk olarak Avrupa ticaret yolları bakımından Osmanlının sahip olduğu İpek yolu ve Baharat yoluna bağlıyken birden kendi için yollar keşfetmesi Osmanlıyı büyük bir zarara uğratmıştır. Hatta bu olay Orta Doğu’da bulunan bütün İslam devletlerini de olumsuz etkilemiştir. Ayrıca Avrupalı denizcilerin dünyanın yuvarlak olduğunu keşfetmesi üzerine kiliseye karşı azalan güven de Avrupalıların gelişiminin kapısını açmıştır. Bu nedenle de rakibinin aksine din otoritelerine söz geçiremeyen Osmanlı Devleti bilimsel araştırmalar ve icatlar bakımından geriye düşmüş ve kendi yıkımına neden olacak karmaşaların içine sürüklenmiştir. Ancak Osmanlılar Portekizlilerin, Osmanlının Güney Asya mallarını temin ettikleri yer olan Baharat yolunu etkisiz hale getirmelerine sessiz kalmamıştır. Osmanlının karşı hareketi, tarihe Hint Deniz Seferleri olarak geçmiştir. Piri Reis gibi önemli denizcilerin yönettiği donanmaların yaptığı yaklaşık dört seferden ise Avrupalıları durduracak bir sonuç çıkmamıştır. Sonuç olarak da Osmanlının olumsuz etkilenişi ve Batılı devletlerin yükselişi durmamıştır. Yeni Dünyaların Keşfi Tarihte verilen kararlar ve yapılan uygulamalar, kimi ülkelerin yararına kimilerinin de zararına olmuştur. Dünya sahnesinde, geleceği daha iyi analiz edebilen ve içinde bulunduğu sorunları çözmeyi başarabilenler ise dönemlerini yönetmişler ve etkilerini sürdürmüşlerdir. Dünya tarihinin son beş yüz yıllık dönemi ele alındığında da doğru kararları vererek gelişen ve dünyanın zirvesine yerleşen uygarlığın Avrupa olduğu görülmektedir. Başta Osmanlı olmak üzere dış güçlerin kendilerini sınırlamasına daha fazla göz yummayan Avrupalılar, zamanlarının hurafeleri ve önyargılarına rağmen cesurca bilinmeyene doğru keşiflerini gerçekleştirmişlerdir. Bu yolda fedakarlıklar yapıp kayıplar vermiş olmalarına karşın kimsenin bilmediğine ilk ulaşanlar onlar olduğu için yeni dünyanın sahibi de onlar olmuşlardır. Coğrafi Keşifler sayesinde neredeyse sınırsız kaynağa erişim sağlayan başta İngiltere olmak üzere Avrupalılar sonra da Rönesans ve Reform faaliyetleriyle gelişimi sürdürmüş, yarattıkları potansiyeli sonuna kadar kullanmış ve geleceğe hükmederek dünyanın akışına yön vermişlerdir. Batı uygarlıklarının gelişim hikayesine bakarak Türkiye dahil olmak üzere Doğu uygarlıklarının ulaşması gereken sonuç ise şudur Öncelikle aklın ve bilimin yolu dini otoriteler ve hurafeler gibi unsurlarla terk edilmemelidir. Üzerinde yaşanılan dünyanın sürekli değişim halinde olduğu unutulmamalı ve toplum olarak kendini farklı düzenlere adapte etme yeteneği bünyede bulundurulmalıdır. Her ülkenin sadece kendi bekası uğruna çaba gösterdiği göz önünde bulundurularak herhangi bir sektörde başka ülkeye bağlı olunmamalı ve başka ülkelere güvenilmemelidir. Ancak bu şekilde dünyaya etki etmek ve bir millet olarak gelecekte yer sahibi olmak mümkün olabilir. Not Bu konuyla ilgili olarak Rönesans Nedir? Rönesans’ın Nedenleri ve Sonuçları ve Reform Nedir? Reform Hareketlerinin Nedenleri ve Sonuçlarıbaşlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz. Eser Karakaş - 0003 Güncelleme - 0003 2021-02-13 000324 Gün geçmiyor ki Cumhur İttifakı'nın bir yerinden ABD’ye ya da AB’ye yönelik “İç işlerimize karışamazsın mealen” anlamına gelecek, bazen yarı diplomatik, bazen de Süleyman Soylu’nun Kati Piri’ye yönelik eleştirisi ! benzeri nezaket dışı bir itiraz çıkmasın. Evet, ulus devlet diye bana çok da sevimli gelmeyen bir gerçek var, bu ulus devlet de büyük ölçüde belirli bir toprak parçası üzerinde milli egemenlik hakkı üzerinden tanımlanıyor. Söz konusu egemenlik hakkının kullanımının bir bölümü de kanımca hem hukuka hem de meşruiyet anlayışına uygun. Ama, bir bölümü de ne hukuka ne de meşruiyet anlayışına pek uygun değiller. Şöyle bir genel, kısmen kuramsal bir çerçeve de çizilebilir Küresel negatif dışsallık üreten milli egemenlik kullanımları uluslararası hukuka ve meşruiyete aykırıdırlar. Bir ulus devlet artık milli egemenlik haklarına dayanarak sorumsuzca çevre kirliliği yaratamaz, mutlaka bir denetleme/engelleme mekanizması kurulmalıdır. Çin yapıyor diyebilirsiniz ama Çin’in sorumsuzca çevre kirletme aktiviteleri en özünde Çin’in bir haydut devlet olmasından kaynaklanıyor. Çevre hakları milli egemenliğin sorumsuzca kullanımı anlamına gelmez. İnsan hakları ihlalleri de aynen çevre hakkı gibi ulus devletin milli egemenlik hakları arasında değildir. Bir ulus devlet milli egemenlik hakları bahanesiyle vatandaşına işkence edemez, kaybedemez, ifade özgürlüğünü engelleyemez, evrensel kuralları aşan bir çerçevede gözaltına alamaz, tutuklayamaz, adil yargılanma hakkından mahrum edemez. Bu temel insan hakları ihlallerinin ister küresel deyin, ister uluslararası deyin, negatif dışsallıkları mevcuttur ve bu alanlarda dış müdahaleler hem hukuka hem de meşruiyete uygundurlar. Cumhur İttifakı'nın siyasi sözcülerinin bu temel ilkeleri ihlal eden, görmezden gelen çıkışlarına bürokrasinin az sayıdaki iyi yetişmiş sözcülerinin de destek vermesi kabul edilemez. Ancak, en kabul edilemez konu anamuhalefet partisi CHP sözcülerinin de bu sözde milli egemenlikçi kaynana zırıltısına iştirak etmeleridir. Daha iki ya da üç gün önce televizyonda gördüğüm bir CHP sözcüsünün, Sayın Engin Altay, insan hakları ihlalleri temelli ABD itirazlarına canhıraş bir biçimde karşı çıkması ve bu milli egemenlik ! konularında Hükümetin daima arkasında olacaklarını açıklamasıdır. Bu gördüğüm manzara beni ziyadesiyle üzdü, ve eminim, AKP’yi, Erdoğan’ı destekleyenleri de yine ziyadesiyle mutlu etmiştir çünkü insan hakları vahim ihlalleri meselesinin bir iç işimiz olmadığını bilmeyen bir CHP ile AKP’yi aşmak gerçekten çok zorlaşmaktadır. Türkiye Avrupa Konseyi üyesidir, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraftır, AİHM’in yargı yetkisini kabul etmiştir; bu nedenlerden Türkiye devleti AİHS’nin 46. Maddesine göre AİHM kararlarını uygulamayı taahhüt etmektedir. Türkiye devleti uluslararası taahhütlerini yerine getirmez ise milli egemenlik bahanesiyle kendini uluslararası eleştirilerin dışına atamaz, bir milli egemenlik yanlış kalkanı taşıyamaz. Boğaziçi Üniversite’ne tayin edilen Melih Bulu’yu öğrenciler protesto etmektedirler. Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak neden Melih Bulu atandı da, bilmem kim atanmadı meselesi, doğrudur, bizim iç işimizdir, hiçbir yabancı devlet bu konuda bir öneri, eleştiri getiremez. Ama, Bulu’nun rektörlüğünü protesto eden öğrencilerin kafasını ezmek, kaldırımlara vurmak, hapse atmak, parlak öğretim üyelerine provokatör demek, öğrencileri ev hapsi ile cezalandırmak sadece bizim iç meselemiz değildir, temel insan hakları ihlalleridir ve başka devletlerin de bu ihlalleri eleştirmek hakkı saklıdır. Burada eleştirilmesi gereken ABD ya da Avrupa değildir, Uygurların maruz kaldığı çok çirkin muameleye, insan hakları ihlallerine ses bile çıkarmaya korkan sözde dindar, sözde Türk milliyetçisi Cumhur İttifakı bileşenleridir. Türk milliyetçiliği, dindarlık bahane, swaplar olmasa eksi elli milyar dolara inen Merkez Bankası rezervlerinin Çin kökenli para ile finansmanı şahanedir. İnsan hakları meselesi bizim de başka ülkelerin de iç meselesi değildir. ABD Hazine Bakanlığı Birmanya darbecilerinin ABD’deki mal varlıklarını dondurma kararı aldı, çok da iyi yaptı. Keşke biz de ABD’de bir sapık polisin gırtlağına basarak öldürdüğü Amerikalı için yeri göğü birbirine katabilsek ve Trump’ı çok sert eleştirebilse idik. Ama Magdelena’nın recm girişiminden beri Hz. İsa’nın ünlü “ilk taşı günahsız olanınız atsın” sözü hafızalardadır. Osmanlı’nın kuruluş zamanında gerçekleştirdiği Rumeli fetihleri göz ardı edilirken, Fatih Sultan Mehmet 1453’te İstanbul’u fethettiğinde Bizans tarihe gömülmüş ve Türk ulusu Ortadoğu’daki en büyük güç konumuna yükselmişti. Çünkü Osmanlı Devleti toprakları, aynı zaman Çin’den başlayarak Orta Asya üzerinden Anadolu’ya ve oradan da Avrupa güzergahında ilerleyen “İpek Yolu” ve Hindistan üzerinden Irak, İran ve Suriye’den Akdeniz limanlarına ve İskenderiye’ye giden “Baharat Yolu Buhur Yolu”nu kendi kontrolünde tutmaktaydı. Osmanlı fetihlerini sürdürürken, Haçlı Seferleri sonrasında bilim ve teknik olarak gelişen Avrupa Devletleri ilk başlarda dini amaçla başlattıkları keşifleri artık Doğu’nun zenginlikleri için sürdürmek amacındaydılar. Çünkü makineleşme ve endüstrinin gelişmesi hammadde ihtiyacını ve üretilen malları geniş pazarlara sunmayı mecburi kılmıştı. Büyük pazarlara ulaşmak için köprü olarak kullanılan Osmanlıya ödenen vergiler ise satılan mamullerden kazanç elde etmeyi zorlaştırmaya başlamıştı. İlk olarak Osmanlı ile bir mücadele içine girişen Batı, Osmanlının her yerde önlerini kesmesinin ve güçlü ordusunun aldığı galibiyetlerle O’nu “Doğu Bloğu” olarak nitelendirmişti. 14. yüzyılın başlarında dini amaçla başlayan, Fransız ve Cenevizli gemiciler tarafından düzenlenen keşiflerden sağlıklı sonuçlar alınamamıştı. Yapılan bu ilk keşiflerde Kanarya Adaları ve Azor Adaları bulunmuştu. Fakat 15. yüzyıldan itibaren yapılan keşifler maddi amaçlarla yönetilir hale gelmişti. 2 3 Coğrafi Keşiflerin En Önemli Nedenleri Avrupa’nın coğrafya bilgisi olarak gelişmesi, pusulanın bulunması ve denizcilikteki deneyim konusundaki büyük gelişme. Çünkü daha önce denizciler kıyıdan uzaklaştıkça yön bulma korkusuna kapılıyorlardı. Ayrıca dünyanın düz olduğuna inanan denizciler ufuk çizgisini geçtiklerinde aşağı düşeceklerini sanıyorlardı. Avrupa’nın kendilerinde bulunmayan değerli maden, ipek ve baharat gibi maddeler için daha ucuz bir yol bulma çabaları. Özellikle İspanyol ve Portekizli gemicilerin Doğu’nun zenginlikleri ile ödüllendirileceği vaadi. Hıristiyanlığın bütün Dünyaya yayılmak istenmesi misyoner faaliyetler. Özellikle 13. yüzyılda yaşanan Moğol istilasının engellenmesi için gönderilen elçilerle birlikte dünya ve Doğu’nun zenginlikleri hakkında aktarılan ilk izlenimler. Bu gezginlerin en önemlisi Venedikli gezgin Marco Polo’dur. Amerika kıtasının keşfi 1492 Okyanuslarda bu rekabet yaşanırken İspanya hükümeti gemicilik tarihinde önemli bir ün sahibi olacak gemicisi 1451 yılında çoktan mürettebatı ile birlikte Okyanuslara yelken açmıştı. Bahsi geçen korkusuz denizci Kristof Colomb, İspanya Kralı Ferdinand ve eşi İsabella’nın yardımlarıyla Atlas Okyanusuna açılmıştı. 1451-1506 yıllarında yaşamı boyunca yaptığı kesiflerle bütün dünya denizcilik tarihine geçen Kristof Colomb, Asya kıtasına ulaşmak için çıktığı serüvende aslında 1492 yılında hiç ummadığı bir yer olan Bahama Adlarına yani Amerika kıtasına ulaşmıştı. Colomb, çıktığı karanın Amerika olduğundan habersiz ayrılırken, İtalyan denizci Amerigo Vespucci Colomb’un ölümünden bir yıl sonra 1507 yılında onun izini takip edince yeni bir kıta keşfettiğini anlamış ve kıta denizcinin kendi adıyla literatüre geçmişti. Ümit Burnu ve Hindistan'ın Coğrafi Keşiflerdeki Rolü Portekizli denizci Bartelemeo Diaz ise 1486 yılında tutulduğu bir fırtınayla güneye sürüklerek Natal’e ulaştı. Afrika’nın güneyinden dolanarak 1487 yılında Ümit Burnu’nu keşfeden denizci buraya Fırtınalar Burnu adını vermişti. 1498 yılına gelindiğinde ise Vasko De Gama Hint Okyanusu’nu aşarak Hindistan’ın batı kıyılarına ulaşmıştı. 1 2 Dünyanın yuvarlak olduğunun kanıtlanması 1519-1522 Magellan ve yardımcısı Del Cano 1519 yılında Alman Kralı olan Şarlken’in desteğiyle denizlere açılmıştır. İspanyadan yola çıkan Magellan, sürekli rotasını değiştirmeden ters yönde ilerleyerek seyahate başladığı yere dönmeyi düşünüyordu. Evet! Aslında Magellan yıllardır kilise tarafından reddedilen Dünyanın yuvarlar olduğu kanısını kanıtlamak istiyordu. Önce Güney Amerika kıyılarını dolaşan Magellan, kendi adını verdiği Magellan Boğazını bulmuştu. Büyük Okyanus’a açılan Magellan, Philippine Adalarına ulaştığında ada yerlileri ile yaptığı savaşta hayatını kaybetmişti. Magellan öldükten sonra yardımcısı olan Del Cano Ümit Burnu’nu dolaşarak 1522 tarihinde İspanya’ya dönmüştür. Böylece dünyanın yuvarlak olması kanıtlanmıştı. 1 2 Coğrafi Keşiflerin Osmanlı Devleti’nde Yarattığı Etkiler Keşiflerin asıl sebebi olan İpek ve Baharat Yolu, keşiflerin ardından eski ihtişamını yitirmiştir. Keşifler, Osmanlı Devletinin vergi gelirlerini olumsuz etkilemiştir. Sadece Osmanlı değil! Bütün Müslüman ülkelerde bulunan ticaret yollarının önemi giderek azalmıştır. Özellikle Akdeniz limanları eski önemini yitirmiştir. Fakat 1869 yılında Süveyş Kanalı Fransızlar tarafından açıldığında Akdeniz limanları azda olsa eski ihtişamına kavuşmuştur. Keşiflerin ardından ticaret yolları rağbet görmeyince Müslüman ve Kafkas halk yoksullaşmaya başlamıştır. Hatta Osmanlı Devleti o kadar yoksullaştı ki Avrupalı devletlere “kapitülasyon” adı altında birtakım gümrük ayrıcalıkları tanınmıştır. Kervan yolları üzerinde bulunan zanaatkar ve esnaf bu güzergah değişikliğinden olumsuz etkilenmiş ve Osmanlı Devleti Celali İsyanlarıyla savaşmak zorunda kalmıştır. Bu dönemden sonra Osmanlı Hint yolu için Portekizlilerle; Akdeniz için İspanyollarla mücadele etmiştir. 1 Coğrafi Keşiflerin Evrensel Boyutlardaki Sonuçları Keşiflerin Dünya üzerinde evrensel dini, ekonomik ve sosyal olmak üzere birçok etkisi olmuştur. Öncelikle Baharat ve İpek Yolları ile birlikte Akdeniz limanları önemini kaybederken Atlas Okyanusu kıyısında bulunan limanlar büyük önem kazanmaya başlamıştır. Keşfedilen yeni kıtalar silah zoruyla kontrol altına alınarak sömürgeleştirilmiş ve bu kıtalarda bulunan altın ve gümüş Avrupa’ya akmaya başlamıştır. Keşiflerin sonucunda zenginleşen burjuva sınıfı güç kazanarak Avrupa mallarına yeni pazarlar bulmuş ve bu gelişmeler Sanayi Devrimini tetiklemiştir. Keşfedilen yerlere götürülen Avrupa dini ve kültürel yapısı bu sömürgeleri Avrupalılaştırmıştır. Her ne kadar Hıristiyanlık yeni kıtalara yayılmış gibi görünse de aslında “Dünyanın yuvarlak olması” ve yeni yerlerin keşfi kiliseye olan inancı kökten sarsmıştır. Özellikle keşfedilen kıtalardan Avrupa’ya götürülen bilimsel ve kültürel eserler başta Rönesans olmak üzere büyük değişikliklerin mihenk taşı olmuştur. Coğrafi Keşifler, başta Rönesans ve Reform olmak üzere Avrupa’da meydana gelen birçok yenilikçi ve aydın hareketi de derinden beslemiştir. 2 İlginizi çekebilecek diğer olaylar En Yeniler geri ileri 1. Listedesiniz geri ileri Biyografiler Elvis Presley CV BİYOGRAFİ Kanuni Sultan Süleyman CV BİYOGRAFİ Joseph Goebbels CV BİYOGRAFİ Abraham Lincoln CV BİYOGRAFİ Piri Reis CV BİYOGRAFİ Barış Manço CV BİYOGRAFİ Alexander Graham Bell CV BİYOGRAFİ Adam Smith CV BİYOGRAFİ Alan Turing CV BİYOGRAFİ Adolf Hitler CV BİYOGRAFİ Friedrich Nietzsche CV BİYOGRAFİ Vecihi Hürkuş CV BİYOGRAFİ Marilyn Monroe CV BİYOGRAFİ Vladimir Lenin CV BİYOGRAFİ II. Abdülhamid CV BİYOGRAFİ » Katliamlar Kral Davut Katliamı 22 Temmuz 1946 İsrail terör örgütü Irgun’un Kral Davud Oteli’ne düzenlediği saldırıda, aralarında İngilizler, Araplar … » Filistinli Mülteciler Filistin İstatistik Bürosu tarafından yapılan açıklamada 2003 yılı sonu itibariyle dünyadaki Filistinli sayısının 9,7 milyon olduğu belirtilmektedir. Bu rakamdan sadece 3,7 milyonu Filistin topraklarında, bir milyona yakını ise İsrail sınırları içinde yaşarken, geriye kalan 5 milyonu aşkın Filistinli ise başta Arap ülkeleri olmak üzere dünyanın değişik ülkelerine dağılmış vaziyette vatanlarına serbestçe dönecekleri günü bekliyor. » Batı Şeria’da Mülteciler BM’de kayıtlı yaklaşık mülteci nüfusunun dörtte biri, Batı Şeria’da bulunan toplam 20 kampta yaşamaktadır. Bu kampların %70’i Batı Şeria’nın kasaba ve köylerinde bulunmaktadır. Batı Şeria, UNRWA’nın görev yaptığı yerler içinde en çok kampın bulunduğu bölgedir. Bununla birlikte Batı Şeria’nın en büyük kampının nüfusu Gazze’nin en küçük kampının nüfusuna eşittir. » Filistini mültecilerin dönüş hakkı Filistinlilerin yerlerinden edilmelerinin üzerinden yarım yüzyıldan daha uzun bir zaman geçmiştir. Bu olay, bugüne kadar Ortadoğu’nun en önemli sorununun başlangıcını teşkil etmektedir. Filistin-İsrail çatışmasının baş sorumlusu İsrail olmasına rağmen İsrail, kendi bakış açısını sunmada her zaman Araplardan daha güçlü ve daha yetenekli olmuştur. » Filistinlilerin Irak’a Yerleştirilme Projesi Ortadoğu Barış Süreci’nin belki de en önemli bölümü olarak nitelendirilebileceğimiz nihai statü görüşmelerinde tarafları en fazla zorlayacak sorunlardan biri mülteciler sorunu olacaktır. Geri dönüş için tüm yolları tıkamaya çalışan İsrail, Filistinli mültecileri diğer Arap ülkelerinde bırakacağı gibi, Filistin’dekileri de başka ülkelere göndermenin hesaplarını yapmaktadır. Bu yönüyle Irak’ın işgali kendisine önemli bir açılım yapma imkanı sağlayacaktır. » Gazze’de Mülteciler Sekiz mülteci kampının bulunduğu Gazze şeridinde, kamplarda olmak üzere toplam mülteci yaşamaktadır. BM’nin 1947 paylaşım planında, 1940’lı yılların ortalarına kadar tek bir Yahudi’nin bile yaşamadığı Gazze Bölgesi ileride bir Arap devleti kurulmak üzere İngiliz manda bölgesi olarak gösterildi. » Geri Dönüş hakkı ve İsrailin çıkardığı engeller Filistinli mülteciler sorunu Filistin sorununun insani boyutunu oluşturmaktadır. Sorunun çözümü için devreye giren uluslararası insani hukuk karşısında İsrail’in aldığı tutum İsrail’in hukuk ve adalete kesinlikle değer vermediğini göstermektedir. » Lübnandaki Filistinli Mülteciler Arap-İsrail savaşlarının, Lübnan’ın İsrail tarafından işgalinin ve Lübnan İç Savaşı’nın kurbanları olan Filistinli mülteciler yarım yüzyılı aşkın bir zamandır Lübnan’daki mülteci kamplarında yaşamaktadırlar. 1948’de yerlerinden edilenler Lübnan’ın İsrail sınırına yakın bölgelerinde yaşamaktadırlar. » Mülteci Kampları Halen a a daki mülteci kamplar nda Filistinli mülteciler ya amaktad rlar A. Bat eria”daki Mü… » Uluslararası Hukukta Filistinli Mülteciler Sorunu Edward Said’in belirttiği gibi, Filistin’in İsrail tarafından işgali „yüzyılın en uzun işgali“dir. 20. yüzyılın yalnızca en uzun değil, aynı zamanda sonuçları itibariyle de en yıkıcı işgalidir. ABD Mülteciler Komitesi’ne göre, dünyadaki her dört mülteciden biri Filistinlidir. » Ürdündeki Filistinliler Ürdün’ün öteden beri siyasi anlamda hassas bir konu olarak gördüğü Filistinlilerin toplam nüfus içinde oluşturdukları oran, uzun süredir tartışılan bir konudur. Resmi rakamlar Ürdün’de yaşayan Filistinli nüfusun %30’un üzerinde olmadığını söylemekle birlikte, konunun uzmanlarının verdiği rakamlar %50 ile 60 arasında değişmektedir. » Filistin Diasporasi » Amerika AmerikaAmerika”da en büyük ü üncü Arap toplumunu olu turan Filistinliler yo un olarak Chicago”da … » Avrupa A. Avrupa1948 olaylar ba lad nda fazla Arap bölgenin yerlisi olmayan ve hemen hem… » İntifada Sonrası 28 Eylül 2000 tarihinde ana muhalefet partisi başkanı Ariel Şaron’un şimdiki İsrail Başbakanı Mescid-i Aksa’ya yaptığı provokatif ziyaretin ardından bir hafta sonra Cuma günü Başbakan Ehud Barak’ın polis ve asker gücünü yığmasıyla başlayan ikinci büyük Filistinli direnişi diğer adıyla II. İntifada 2004’e gelindiğinde zirve noktasına ulaşıyordu. » Hedef Siviller Aksa İntifadası’nın başladığı Eylül 2000’den 29 Eylül 2003 tarihine kadar Filistinli, İsrail askerlerinin ve yerleşimcilerin saldırıları sonucunda hayatını kaybetmiştir. » Masum Kurbanlar Öldürülen Filistinlilerin bir çoğunun çocuklardan oluşması ihlallerin önemli bir yönüne işaret etmektedir. Aksa İntifadası ile birlikte İsrail güçleri tarafından öldürülen Filistinli çocukların sayılarında önemli bir artış gözlenmiştir. » Suikast Politikası Bölgede şiddetin durdurulmasını ve 2005 yılında bağımsız Filistin devletinin kurulmasını öngören „Yol Haritası“nın 4 Haziran 2003’te Ürdün’de yapılan zirvede taraflarca kabul edilmesinin ardından, İsrail’in başta Hamas liderleri olmak üzere Filistinlilere yönelik suikast girişimleri arttı. » Tutuklular İsrail’in kurulduğu yıldan itibaren en sık işlediği insan hakları ihlallerinden biri, Filistinlilere karşı sistematik olarak işkence uygulamasıdır. İsrail zindanlarındaki Filistinli tutukluların tam bir insanlık dramı yaşadıkları, bu insanların işgal yönetiminin görevlileri tarafından her türlü insanlık dışı muameleye ve işkencenin her şekline maruz bırakıldıkları çeşitli insan hakları örgütlerinin raporları ile doğrulanmıştır. » Israil’in Guantanamo’su srail”in Guantanamo”su 1391 Say l Tesis Detention Facility 1391 srail”in tutuklu Filistinlile… » Dolaşım Özgürlüğü İsrail, II. İntifada’nın başlangıcından itibaren işgali altında tuttuğu topraklarda Filistinlilerin dolaşım özgürlüğüne çok ciddi sınırlamalar getirmiştir. Sadece Eylül 2000 ve Şubat 2001 tarihleri arasında, sınır içi dolaşım sınırlamaları ve engellemeleri Batı Şeria’nın tamamında ve Gazze’nin ise %89’unda uygulanmıştır. » Utanç Duvarı Güvenlik duvarı ilk kez İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un 21 Şubat 2002 tarihinde Filistin ile İsrail arasında güvenliği sağlamak için „tampon bölge“ oluşturma yönünde alınan kabine kararını kamuoyuna açıklamasıyla gündeme gelmiştir. Ardından Şaron 3 Haziran’da temel olarak Yeşil Hattı takip edeceği öne sürülen 700 kilometrelik duvarın 110 km’lik kısmının inşasını onaylamıştır. » Yerleşimciler Ortadoğu Barış Süreci’nin başladığı günden itibaren, iki taraf arasındaki çözülmesi en zor problemlerden biri, Yahudi yerleşim birimleri meselesi olmuştur. İsrail hükümeti mülteciler ve Kudüs meselelerinde gösterdiği uzlaşmaz tutumu yerleşim birimleri konusunda da sürdürmüştür. » Mitchell Komisyonu II. İntifadanın hemen ardından 17 Ekim 2000 tarihinde BMGK’nın kabul ettiği 1322 sayılı kararla, Eylül’de başlayan çatışmaların engellenmesi ve meydana gelen trajik olayların çabuk ve objektif bir şekilde araştırılması amacıyla bir mekanizmanın kurulması öngörülmüştür.

coğrafi keşiflerde insan hakları ihlalleri